Archive for Aralık, 2006
Diriliş Düşüncesi Yeniden
Röportaj: Muhittin Bilge ile
Sezai Karakoç’un ‘Diriliş’ düşüncesinden hareketle ‘Medeniyet ve Diriliş’ isimli bir kitap yazan Muhittin Bilge, Karakoç’un düşüncede, sanatta, edebiyatta yıllardır yaptığını bu kitapla hatırlattığını söylüyor.
Sezai Karakoç’un ‘Diriliş’ düşüncesinden hareketle bir tez hazırlayan Muhittin Bilge, İslâm medeniyetinin insan fıtratına en uygun değerleri sunmuş bir medeniyet olduğunu ve kitabının ana çerçevesini “İslâm medeniyetinin insanlık için olmazsa olmazlığına” dikkat çeken Sezai Karakoç’un kırk yıldır insanları bu medeniyete dikkat kesilmeye çağırış ve davet edişinin yetkin argümanlarını ortaya koymaya çalıştığını söylüyor. Bilge, Hece Yayınları arasından “Medeniyet ve Diriliş” ismiyle çıkan kitabında Sezai Karakoç’un düşüncede, sanatta, edebiyatta yıllardır yaptığını acizane hatırlattığını belirtiyor. Halen RTÜK’te denetçi olarak çalışan Muhittin Bilge ile kitabı “Medeniyet ve Diriliş” üzerine bir söyleşi yaptık.
Kitabınızın adından yola çıkarak sormak istiyorum, Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin gündemin en tepesinde olduğu bir ortamda medeniyetimize ilişkin bu vurgu ne anlama geliyor? Hangi duygular içindesiniz?
İnsanlığa, görebildiği en üstün, fıtratına en uygun değerleri sunmuş bir medeniyetin, yani İslâm medeniyetinin, yok olduğunu kimse iddia edemez. En vulgarize edilmiş haliyle bile dini söylemlere tahammül edemeyen, cahiliye döneminde yaptığı putlarla karınlarını doyuran insanlar misali; günübirlik ürettikleri modern kutsallarıyla, post-modern zamanlarda karınlarını doyuran “modern putperestlerin” tüm çabalarına karşın, bu medeniyet, tarihin bekleme odasından çıkarak, insanlığa ihtiyaç duyduğu diriltici nefesini tekrar soluyacaktır.
Bu çalışmanızda Sezai Karakoç’un “Diriliş” düşüncesinin temel eksenini oluşturan medeniyet anlayışından hareketle, çeşitli mukayeselerde de bulunarak medeniyetin olmazsa olmazlığına dikkat çekiyorsunuz. Nedir medeniyeti bu kadar olmazsa olmaz kılan?
Medeniyetin ve / veya medeniyetimizin olmazsa olmazlığına dikkat çeken ben değil, üstad Sezai Karakoç’tur. Ben, acizane, onun kırk yıldır insanları düşüncede, sanatta ve edebiyatta tekrar büyük bir medeniyete dikkat kesilmeye çağırış ve davet edişinin yetkin argümanlarını ortaya koymaya çalıştım. İnanıyorum ki, üstadın Diriliş düşüncesinin irdelenmesi, insanımıza, özellikle de son yıllarda yaşadığı o bunaltıcı sıkışmışlıktan kurtulmak için bir çıkış yolu sağlayacaktır. Çünkü, her geçen gün modern dünyanın profanlaştırıcı cenderesinde biraz daha sıkışan insanımızı kurtaracak biricik yol, medeniyetimize tekrar dikkat kesilmeden geçmektedir.
Küreselleşmenin bütün dünyayı tek kültürlü, adeta büyük bir köy haline getirdiği, getirmeye çalıştığı günümüzde, böyle bir beklenti biraz ütopik değil mi?
Küreselleşmenin tek kültürlülük görüntüsü tamamen bir aldatmacadan ibarettir. Aksine, küreselleşme paradoksal olarak yerelliğe vurguda bulunmakta, yerelliği ön plana çıkararak, insanlığa büyük açılımlar sağlamış köklü medeniyetlere karşı yerelliği cazip kılmaya çalışmaktadır. Bu öyle bir anlayıştır ki, artık, hiçbir kutsal yoktur, çünkü herşey kutsaldır. Takdir edersiniz ki herşeyin kutsallaştırıldığı bir yerde gerçek anlamda bir kutsallıktan sözetmek mümkün değildir. İslâm medeniyeti ise, yerel değerleri inkar edip, asimile etmemekle birlikte, hepsinin üstünde eşyaya asıl mahiyetini kazandırmaktan tutun, zaman, mekan ve insan ilişkisine kadar bütün ontolojik ve epistemolojik olgu ve olayları tevhidi bir duyarlılıktan açıklayan ve anlamlandıran büyük bir gerçekleşiştir. Ki bu bir ütopya değil bir realite, bir yaşanmışlıktır.
Bağlantılı olarak dile getirecek olursak, umutlusunuz yani…
Tabii ki! Çünkü umutsuzluk bize haram kılındı. Çağın bütün çürümüşlüğüne karşın, insanoğlunu gönendirecek günlerin gelmesinin çok yakın olduğuna inanıyorum.
Bu medeniyeti içselleştirelim
Birey olarak kendimizle barışık olmamızın en sahici yolunun, bu medeniyeti medeniyet yapan değerleri, kendi hayatımıza hakim kılmamızdan geçtiğine değinen Muhittin Bilge, ancak böyle bir içselleştirmeyle o büyük medeniyeti tekrar gerçekleştirebileceğimize inandığını söylüyor. “İnançta, düşünüşte ve yaşayışta bir bütünlük olmasının, hem bireysel hem de toplumsal gönencimiz için en temel ilke olduğu hakikatinin bir an bile akıldan çıkarılmaması gerektiği düşüncesinden beslenen bir umut taşıyorum ve taşımaya da devam edeceğim.”
Kaynak: yenisafak.com
Add comment Aralık 31, 2006
Kıyıda Kalan Dev Adam : Sezai Karakoç
Yazar: DOÇ. DR. TURAN KARATAŞ
Büyük şair ve düşünce adamı Sezai Karakoç, önümüzdeki mayıs ayında yetmiş üç dünya yaşını geride bırakıyor.
On sekiz yaşından itibaren ömrünü kelimenin tam manasıyla düşünmekle, yazmakla, entelektüel eylemlerle geçiren Karakoç, yirminci yüzyıl Türk şiirine yeni bir ses, yeni bir nefes getirmiş, Türk-İslam düşüncesine taze bir açılım kazandırmış örnek şahsiyetlerdendir.
Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde dünyaya gelen şairimiz uzun zamandır İstanbul’da yaşamaktadır. Karakoç, yüksekokul mezunu ve fevkalâde yeteneklere sahip olmasına karşılık, hayatının hemen hiçbir döneminde, ‘maddi refah’a istenilen şekilde kavuş(a)madı. “Sezai Karakoç ile Cemal Süreyya” diyor Ece Ayhan, “Mülkiye’yi bitirmişlerdir ama ‘mülkiyet’le bir ilinti kurmamışlardır. [Karakoç’un] ıssızlığından ve yalnızlığından yakındığını bugüne dek duymadım.”
Onuru, ağırbaşlılığı, küçük hesapların peşinde olmayışı, günlük olayların, çelişki ve çatışmaların uzağında kalması, Karakoç’un kişiliğinin önemli özellikleridir. Mütevazıdır. Adeta, sabrı kendisine zırh edinmiştir. Yanlış anlaşılmak, en çok da yanlış anlatılmaktan çekinir. Gösterişten, reklamlardan uzakta durur. Bir parti lideri oluncaya kadar kimsede bir fotoğrafı dahi olmamıştır. Sanat ve düşünce dünyasında, saygın bir yere gelmesinde bu vasıflarının da şüphesiz payı vardır.
Medeniyetin ve Diriliş’in mimarı…
Karakoç, daha lise yıllarındayken kendine bir ideal belirlemiş ve o doğrultuda gerekli kültürel altyapıyı oluşturmak için yoğun bir okuma sürecinin içine girmiştir. Türk-İslam uygarlığı ve kültürünün yanı sıra, Doğu ve Batı medeniyetlerinden, kültürlerinden de haberdardır. Onu yakından tanıyanlar bilir ve eserlerini okuyanlar görürler ki, İslam düşüncesi hakkında “derinlemesine” bir bilgi sahibidir. Düşünce hayatının oluşmasında Muhyiddin-i Arabî, İmam-ı Rabbanî, İmam-ı Gazalî, Mevlânâ ve Said Nursî gibi büyük İslam alimlerinin önemli rolü vardır.
Geleneğin verili bilgisini dehasının engin potasından geçirerek ve yeniden şekillendirerek kendi düşünce kuramını temellendirmiştir Karakoç. Bu düşüncenin adı da Diriliş’tir. İslam’ı bir bakıma uygarlık nokta-i nazarından değerlendirmek ve diğer medeniyetlerle mukayese etmek olan Diriliş düşüncesi, onun birçok yazısında ve şiirlerinde enine boyuna ortaya konmuştur. Söz konusu düşünce, medeniyetler arası muhasebeye yeni boyutlar kazandırmıştır.
Ülke problemlerine ve gerçeklerine de vâkıftır. Özellikle son yazılarında toplumsal meselelere ve kurumlara ağırlık verdiği dikkati çeker. Getirdiği yeni bakış açısıyla “İslam medeniyetine ait temel kavramları çağdaş bir dille ifadelendirmiştir” denebilir. Tarihe ve toplumsal meselelere de Diriliş zaviyesinden bakılır. Hatta abartmaksızın denmelidir ki, kendi kuşağı, Batı düşüncesiyle İslam düşüncesinin belki de ilk hesaplaşmasını, medeniyetimizin keşfedilmemiş inceliklerini onun düzyazılarından okumuş öğrenmiştir.
Sezai Karakoç, teorideki fikirlerini bir yönüyle aksiyona taşımak için, düşüncesinin adını taşıyan bir siyasal parti kurarak aktif politikanın içinde yer almıştır. Zaten, onun böyle bir noktaya varacağı, 1988’den sonra kaleme aldığı yazılarından anlaşılabilir. Ne var ki, Türkiye’de Sezai Karakoç gibi büyük bir yeteneği bünyesinde barındırabilecek ne bir siyasî ortam, ne de onun mevcut ortama uyum sağlayacak bir mizacı vardır. Bu nedenle, Diriliş Partisi (DİRİ-P) toplum nezdinde varlığıyla yokluğunun ayrımına varılamadan seçimlere katılmadığı gerekçesiyle kapatılmıştır.
Karakoç, fikir ve sanat verimlerini belli bir düzenlilik içinde yayımlamak, etrafında toplanan genç yetenekleri keşfetmek ve yetiştirmek gibi amaçlarla adıyla aynîleşen Diriliş dergisini aralıklarla uzun yıllar (1960-1992) çıkarmıştır. Böylece milletinin düşünce, kültür ve sanat dünyasına/tarihine açılım, derinlik kazandırmak, katkıda bulunmak gibi önemli bir ödevi yerine getirmiş, bütün bu vasıflarıyla bir ekol ve tutarlılık örneği olmuştur.
Bugüne kadar yayımlanan 9 şiir kitabıyla (sonradan bütün şiirleri Gün Doğmadan adıyla tek kitapta toplandı) Sezai Karakoç, modern şiirimizde yeni soluklu, geniş ufuklu bir şair, bir ‘üstad’ mertebesine ulaşmıştır. Toplumsal aynaya yansıyan en görkemli, en etkileyici tarafıdır şairliği. Şiire başladığı yıllarda, o dönemin büyük bir şiir çıkışı olan İkinci Yeni içinde yer almış, sonradan söz konusu hareketin şairlerinden gittikçe ayrılarak şiirini geleneğe daha bir yakın kılmış, İslam kültüründen ve uygarlığından gelen besleyici kaynakları şiirinde gün geçtikçe daha bir hissettirir olmuştur. Bugün, Sezai Karakoç şiiri, yeni şiirimiz içinde özgün bir atardamar olarak bağlı olduğu büyük bünyenin hayatiyetine eklemlenmiştir.
Karakoç, modern şiir sanatının bütün imkanlarını bilir ve eserlerinde kullanır. Çok çağrışımlı bir söyleyişi vardır. O, şiirinin var oluş gereği, iletisini imalar ve sezdirmelerle ulaştırır okuruna. Zengin bir imge dünyası vardır Karakoç şiirinin. Şiiri özgür imgeler, çarpıcı, özgün benzetmeler ve buluşlar, kıssalar ve kahramanlarla doludur. Bu sebeple, Sezai Karakoç şiirinde ustalıkla işlenen ve örtülen incelikleri anlamak, algılamak doğrusu sezinlemek için şiirin arkasındaki kültürden haberdar olmak gerekir.
Yazdığı güzel şiir örnekleriyle, modern şiirin, yani bir bakıma ölçüsüz uyaksız şiirin karşısında olan muhafazakârların bile beğenisini kazanmıştır. Başka bir deyişle aruz ve hece şiirine tutkun, bunların gayrısına prim vermeyen, yaşama hakkı tanımayan eski şiir heveslileri bile Karakoç’un yeni biçimli şiirlerini beğenmekten kendilerini alamamışlardır. Onun şiirinde, her hâlükârda, mistik bir katmana varılabilir. İlhamının imkanlarını köklü bir inançla beslemiştir. O, her büyük şair gibi, şiirinde güncel ve geçici olanı değil, “ezelî ve ebedî” olanı, kalıcı olanı hedeflemiştir.
İnsanı ve onun inşa ettiği medeniyeti merkezine alan bir şiirdir Karakoç şiiri. Geçmiş zaman ve yaşanan çağ kalbe, ruha, dahası fıtrata ayarlı tefekkürüyle bu şiirde hissedilir; insana ayarlı en hassas duyargalarıyla bu şiirde duyulur ve görülür. İnsanın saflığı ‘çocukluk’, merhameti ‘anne’ imgesiyle seslendirilir. Geride bıraktığımız yüzyılın aksayan ve ölümcül yanları dillendirilirken, diğer yandan tarihten süzülüp gelen ışığın (medeniyet merheminin) bu ‘çiğ çağ’ın hafızasında şavkıması için gür sesli denemeler yapılır. Aşkın görkemli balkıması da bu şiirin dipduvarlarında yansır durur.
Güçlü şair ve aynı zamanda mütefekkir
Yapay bir Anadoluculuk ve yerlilikten öte, bu toprağın maneviyatını, örfünü, töresini yüreğinde hissedebilen bir şairdir Karakoç. Anadolu’nun ideal yerleşim birimi olan kasaba, onun şiirlerinde gerçek kimliği ve benliğiyle buluşur. O, böylece, şiirlerinde Anadolu coğrafyasını özlemez, yaşar.
Düşüncesiyle, ama daha çok şiiriyle, şiirinin “nasıl yapılır, nasıl düşünülür”lüğüyle hem kendi kuşağını, hem de sonrakileri etkilemiş olan Sezai Karakoç, Türk şiirinde çığır açanların başında yer alır.
Karakoç’un edebiyatın diğer türlerinde de vasatın üstünde eserlere imza attığını görmekteyiz. Hikayeleri ve piyesleri onun sanatkâr kişiliğinin başka vadilerdeki seyahatinin izdüşümüdür. O, sanat eseri ortaya koymakla birlikte sanatın ve sanatının (şiirinin) teorisini de Edebiyat Yazıları adını verdiği üç kitapta izah etmiştir. Öte yandan Mevlânâ, Yunus Emre, Mehmed Akif gibi edebiyatımızın burçlarını müstakil kitaplarla anlatarak bağlı bulunduğu millete ve medeniyete bir münevver olarak vefa borcunu ödemiş, sorumluluğunu yerine getirmiştir.
Şimdiye kadar yayımlanan 9’u şiir, 2’si hikaye, 2’si çeviri şiir, 3’ü inceleme, 3’ü edebî deneme, 2’si piyes, biri çeviri yazı, 30’u fikir olmak üzere toplam 51 kitabın; buna ilaveten daha beş on kitap hacmini dolduracak kitaplaşmamış yazıların müellifi olan Sezai Karakoç, hakkındaki kitaplar, tezler, dergi özel sayıları ve yüzlerce yazıyla daha hayattayken haklı bir üne kavuşmuştur.
Sezai Karakoç iyi bir şair, ufku geniş bir düşünce adamı olmak gibi iki mühim özelliği şahsında toplamakla beraber, şiirin teorik tarafını iyi bilen, Türk şiirinin burçlarıyla birlikte Doğu’nun ve Batı’nın ölmez “hazine”lerinden haberdar olan müktesebâtı zengin bir sanatkâr ve bir mütefekkirdir. Edebiyat ve düşünce tarihimizdeki yeri, göz kamaştıran muhkem bir saray mesabesinde olacaktır.
Add comment Aralık 31, 2006