Berhava Edilen Mahremiyet

Ocak 27, 2007

Yazar: Rasim Özdenören

Korkunç. Tut ki, özene bezene sakladığın, duvar kovuğuna, kitap arasına sıkıştırmaya kıyamadığın, bizzat kendi kalbine itiraf etmeye güç yetiremediğin bir sır saklıyorsun.

Öyle bir zarafetle üstüne titriyorsun…

Trene bindiğinde, trenin o firaklı, insanın içini titreten ney sesinde, sırrını karşına alıyorsun…

Gözlerin trenin penceresinden dışarıya çevrilmiş…

Dışarıya çevrilmiş, çünkü ola ki, o bakışta gizlenen sır bir yabancının gözüne değe.. bundan bile korkuyorsun…

O sırra aşina olan birileri çıkar diye, sırrın köşe bucağını tahrif ediyorsun…

Bütün ipuçlarını kemiriyorsun…

Bütün işaret levhalarını yıkıyorsun…

Trafiğin yön levhalarını altüst ediyorsun…

Gemidesin veya daha mütevazı, bir vapur yolculuğundasın…

Vapurun göğe savrulan dumanları arasında sakladığın sırrın yüzünün, orada sana gülümsediğini fark ediyorsun…

Aman Allah! O ne telaş! Ya, o aynı kara dumanın içinde bir başkası da ona nazarını çevirirse?.. Ya, o yabancı nazarla, o sırrın çehresinde karşılaşırsanız?..

Bu olmayacak ihtimal, imkânsızın bu kanırtılmış hali bile taşınması yürek isteyen bir silaha dönüşür.

Bu, tek başına taşınmak isteyen bir silahtır. Ortak kabul etmez. Şirke aman vermez. Buna fırsat verdiğin anda, kendi sırrını kendi elinle mahvetmeye yürümüş olursun.

Şairin, elinde patlayan bir güllesi vardı, biliyorsun, elinde patladı. Sırrını ararken…

Ama bu sonuç asla istenen bir durum değildir. Asla, asla, asla…

Sır, sevgilidir. Sevgilinin bir adı vardır.

Sen, rüyanda bile o adı telaffuz etmek istemiyorsun.

Ardından koştuğun ceylanın, seni, ona götüreceğini biliyorsun. Koşuyorsun.

Bacakların tutmaz oluncaya dek, kolların düşünceye, kalbin son darbesini vurasıya.. koşuyorsun. Ceylanın biraz sonra narin bir hayvancıktan, o sırra zarf olan bir sise, elle tutulamaz bir cennet buğusuna dönüşeceğini kestirebiliyorsun. Bağırmak, onun adını ünlemek istiyorsun.

Ama.. biliyorsun ki, sirenler ormanda da yuvalanmış olabilir. Sesine karşılık ve-rildiği anda, sırrını kendi elinle faş etmiş olursun. Yakışır mı? Sığar mı?

Kan ağlayarak susarsın. Sevgilinin adını bile ünlemeyi kendine yasaklarsın.

Uçmaya bu sırla gideceksin. Kararlısın.

Bir gün rüyandan uyanırsın ya da rüyanın tam içine gömülürsün: ikisi de bir.

Rüyada gösterilen bir kapı..

Davetkâr bir hışırtı işitilir. Tafta hışırtısı…

Orayı, sırrın mutlak mekânı olarak algılıyorsun.

O çatlaktan ya da yarıktan başını içeriye sokmaya girişiyorsun.

Sırrın gözleri orada. Sırrın kalbi, elleri…

İşte orada, oraya gözlerini açtığında, yaşanan hüsran dünyada hayal edilebilecek hiçbir denaete denk düşmüyor: sırrın gözleri parçalanmış. Sırrın kalbine çakal pençeleri takılmış, leş kargaları, akbabalar sırrın üstünde raks ediyor..

Birden kopuyorsun.

Boşanıyorsun.

İki gözün iki çeşme…

kaynak: yenisafak.com.tr 

Entry Filed under: Genel Yazılar. .


Diriliş Yazıları nedir?

Diriliş Yazıları, diriliş düşüncesinin en sahih şekilde anlaşılması ve anlatılması projesidir. Bu kapsamda, ne olduğu, ne olması gerektiği ve nasıl olacağı da önem arzeder. Bu maksatla, bu ilk ayakta Diriliş Yazıları, bir internet sitesinde ilgili yazıların arşivini oluşturmaktadır.

Bölümler

Son Yazılar

Bağlantılar

Diriliş Paneli

Diriliş Yazıları, diriliş düşüncesi üzerinde düşünme ve konuşma merkezli çalışmalarına bir panele destek olarak başladı. Panel kapsamında konuşmacılar, diriliş düşüncesi ve düşüncenin mimarı Sezai Karakoç'u konuştular. 3 saati aşkın bir süre akademisyen ve yazarların da içinde bulunduğu panel konuşmacıları, dinleyicilere diriliş ve Sezai Karakoç'u anlattılar. -nisan'07-

Arşiv