Bir ödül, Bir Diriliş, Bir Şair
Ocak 27, 2007
Yazar: Tarık Tufan
Ödül kelimesi içinde taşıdığı bütün ışıltılı havaya rağmen korkutur beni. Herhangi bir ödülü alandan önce, ödülü kimin verdiğine dikkat ederim. Sonra da ödülün verilme sebebine yöneltirim dikkatimi.
Modern zamanlarda oldukça prestijli olduğu düşünülen büyük ödüller, küresel ölçekli psikolojik savaşların araçları haline gelebiliyor. Bu durum elbette ödülü alanların bu savaşta egemenlerin yanında olmasını gerektirmiyor. Bazen bir ödül, ilgili kişinin bütün söylemlerinin algılanma biçimlerini de değiştirebilir. Bugün olmazda bile gelecek kuşaklarda bir anlam sapmasına uğrayabilir. Sanat, bilim, barış, sinema, siyaset, edebiyat vs alanlarında dağıtılan büyük ödüllerin sahiciliğine önemine bir türlü ikna olamadım. Bu neyi değiştirir diyeceksiniz. Senin ikna olmandan kime ne! Bu da doğru ama ben de aynı şekilde ödül verenleri umursamıyorum ve kendi dünyamda ödüllerimi dağıtıyorum. Çok nadir de olsa ödüllerimizin çakıştığı oluyor. O vakit dönüp zihnimi kontrol ediyorum bir yerlerde yanlış yapmış mıyım diye. Kültür Bakanlığı’nın Sezai Karakoç’a verdiği ödülde de böyle bir durum oldu. Garip duygular içindeyim. Neticede uzun zamandır “devlet”le aynı kişiye ödül vermemiştik. Devlet gibi konuşan adamların, önemsediği, büyüttüğü, saygınlaştırdığı, ortalığa sürdüğü kurgusal tipler genellikle bu toprakların insanlarına uzak durdular. Kendi steril ve gösterişli hayatlarında başka duyarlılıkların adamları olarak, bu coğrafyada üretilen ve yaşanılan her şeye uzak durdular.
Ortalama sözlerin adamlarına verildi hep ödüller. Sentetik duyarlılıkların adamlarına, yabancı zihinlerin kelimelerine tapanlara, kendi topraklarında biten besinlere burun kıvıranlara, kendi türkülerini dinlemeyi küçümseyenlere verildi. Ödül törenleri denilince zihnimizde açılan perde, ancak ayrıcalıklı kimselerin katılabildiği, kadınların ve erkeklerin özel kıyafetlerle arzı endam ettikleri mekanlar oldu. Bizim olmadığımız yerler. İşin trajik tarafı bu ödüller bazen de bizim adımıza verildi.
Benim ödüllerim, kitaplığımın görünür yerlerinde yer vermek olur genellikle. Sevdiğim insanlara hediye olarak vermek oldu bazen de. Büyük ödüller totaliter anlamlar çağrıştırıyor benim dünyamda. Ödül verenlerin kendilerini ayrıcalıklı ve üstün pozisyonlarda görmelerinin simgesel karşılığı gibi. Sezai Karakoç’a verilen ödül üzerine düşünüyorum bütün bunları. Diriliş mimarına verilen ödül üzerine.
Bir imkân mı doğuyor önümüzde? Medeniyetimizin mimarlarına, bekçilerine, işçilerine dönük bir geç kalmış teşekkür müdür bu ödül? Umarım öyle olur. Umarım bu ödül, toplumun ve devletin, yaşayan en önemli Türk şair ve düşünürünü hakkıyla fark edebilmesinin anahtarı olur.
Diriliş sözlerine muhatap olmayan bir kimsenin bu coğrafyada siyaset, edebiyat, sanat, edebiyat, felsefe yapabilme imkânları da daralmış demektir. Zira Diriliş, bütünlüğü ve kökleriyle, vahyin ve bu coğrafyanın özünden doğmuş bir varoluş biçimidir.
kaynak: bugun.com.tr
Entry Filed under: Genel Yazılar. .
Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed