Güvercin Besleyen Adam
Şubat 28, 2007
Yazar: Cahit Koytak
Sezai Karakoç’u Doğulu cezbe ehli, öncü ve mesainik şair karakterini ‘Güvercin Besleyen Adam’ isimli bir uzun şiirle anlamaya ve ifade etmeye çalıştım
Sezai Karakoç’un edebiyatımızdaki yeri hakkında fikir beyan etmeyi konunun uzmanlarına bırakarak, onun şiirinin bendeki karşılığı üzerine birkaç söz etmem daha yerinde olacak, sanırım. Sezai Karakoç’la, yanlış hatırlamıyorsam, 1968 ya da 69′da, öğrencilik yıllarımda tanışma onuruna eriştim. O yıl Diriliş Dergisi’nde bir kaç şiirimi, bir de hikâyemi yayınlamak büyüklüğünü gösterdi. Bu benim için, yani kişisel hikâyem için önemli bir olaydı. Kendisini ve şiirini sevdim, Türk şiirine ve irfanına kazandırdığı zenginliği hissettim ve başka zenginlikler yanında onunkini de özümlemeye çalıştım. Üstlendiği misyonu ve onun için seçtiği ve katlandığı yalnızlığı ve yoksulluğu beğendim, bazen de onlarla büyülendim. Ama yine de, kendisiyle ve şiiriyle bu ilk temaslardan sonra, açıkçası, hikâyelerimiz biraz farklı iklimlerde, farklı yolculuklarla ve farklı yol arkadaşlarıyla devam etti. Doğrusu, ben, bindiği gemiye tayfa olarak yazılmaktansa, kendini serazat bir yolcu olmaya daha yatkın bulan biriydim; bağımsız, başına buyruk bir yolcu olmanın vaat ettiği sadeliği, suhuleti, deneyim zenginliğini belki biraz erkence fark etmiş biri… Yahut bütün yolculuk şansını bir tek gemide ve bilinen bir kaç liman arasında harcayıp bitirmeyi kaldıramayacak kadar sıkıntılı biri… Belki de kaptanlardan, amirallerden çok, yolun kendisi ve yol arkadaşları ilgimi çekiyor olmalıydı. Bunun içindir ki, benim Sezai Karakoç’lu zamanlarım yirmili yıllarımda kaldı; yani soyut bir pinpon topunun ‘ha sezai, ha pinpon topu / ha pinpon topu ha sezai’ sesini çınlatarak kafamın içinde sekip durduğu ve Sezai Karakoç’un, insana, kendini vazetmeyi değil, keşfetmeyi ilham eden terennümlerinin gönlümde gezindiği o şenlikli çağlarda… Kendi adıma, diyebilirim ki, iyi ki de oralarda kaldı; çünkü böylece, bu güçlü şiir ekini bende, benimle ve onunla birlikte yaşlanmamış oldu. Bütün bunlarla, açıkçası şunu demek istiyorum, Sezai Karakoç’un bir öncü, bir mürşit, bir aydınlatıcı olarak başkalarının belirli düzeylerde ilgisini hak eden bütün öteki özellikleri ne olursa olsun, sanatçı tarafımla bende, ta başından beri uyandırdığı en güçlü ilgi, onun, bir hikâye kahramanı olarak, bazen kendi bireysel hikâyesinin kahramanı olarak, bazen de bir kavmin, bir milletin ( kavimleri kuşatan geniş anlamıyla ), bir çağın ve bir dilin hikâyesinin kahramanlarından biri, bir oyun kişisi olarak uyandırdığı ilgi oldu, sanırım. Bu ilgi ve algılama farklılığı sebebiyledir ki, Sezai Karakoç’u, bu Doğulu cezbe ehli, öncü ve mesianik şair karakterini “Yoksulların ve Şairlerin Kitabı”na giren “Güvercin Besleyen Adam” isimli bir uzun şiirle anlamaya ve ifade etmeye çalıştım. Benim kendi ‘Sezai Karakoç’um ve temsil edici bir kimlik olarak Sezai Karakoç olgusu hakkında söylemeye değer bulduğum şeyler yıllar önce o şiirde ifadesini buldu. Bu da, öyle sanıyorum ki, kat etmeleri gereken yolu kısa tutmak isteyen ve bunun için de, yol göstericilerini bazen yolun kendisi olarak, bazen de hemen bir konak ötelerinde varılacak nihai bir durak, ötesine geçilmeyecek bir terminal olarak görme ve gösterme eğilimi sergileyen kimi yolculara göre, Sezai Karakoç’a gösterilecek saygı ve değerbilirliğin daha gerçekçi ve daha kalıcı bir tezahürü oldu.
kaynak: YeniŞafak Kitap sayı:14
Entry Filed under: Genel Yazılar. .