İçtenlik ile Şiirin Hayata Birlikte Müdahalesi: Sezai Karakoç
Şubat 28, 2007
Yazar: Kamil Eşfâk Berkî
Şiirinin edebiyatımızdaki yerini sağlayan, yeteneğindeki kudret ögesidir diyorum. Her ruhun bir şekilde “beni söylüyor” diyeceği bir şiir. Büyük çağrıcı, büyük avcı. Toplumun gelecekten korkmamaya sebebi şiir ve düşüncesiyle Sezai Karakoç… 1958′de, kuşağında ona karşı çıkan birine “Geleceğin adaletine inanmasam…” diye yazmıştır. Kuşağındakiler Dil’i şiirin kaynağı saymışlar, O ise yeni bir Şiir Dili aramıştır. Bulmuştur. Türk serbest şiirinin ufuklarını genişletti, derinlikleri yaşadı. Yaşatıyor. Cumhuriyet ve öncesinden gelen yenilenme, O’nda kemale erdi. İnsan ile Şiir arasındaki yeni bağ. Dışa bakışta Neo-realist, iç gelişinde Mutlakçı. Neo-realizminde Ars Poctica’nın tüm zamanlarından yaptığı bal vardır. Post-Orhan Veli dönemde kesin belirleyici Karakoç olmuştur. Sonraki kuşaklarda ondan etkilenenler gerçeğini İlhan Berk sevgi dolu: “…ve Sezai Karakoç’la kurulan bir ozanlar galaksisi” betimlemesiyle selâmlar. Özelliğinin akımlaşmasını. Bugün muhafazakarlar dışında nice sanatçının vahdeti vucud kokusu ile başı hoştur. Türk serbestini İngilizcede Eliot’ın yaptığına eşdeğer, kaynaklarıyla daha zengin, gerçekledi şiiriyle. 1950′de bir şiir yüzyılı açılmıştır Türkiye’de. Dünyada bir gün şiir mantığı karşılık bulacaktır. Toplum ruhuyla sarmaşdolaş bir şiire erdi. Toplumun özgüvenini tazelemekte. Şiir ile ruh uzaklığı sona erdi. Akif, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Necip Fazıl ve Dıranas’ın yanında Sezai Karakoç. Okul kitabım tek şansımmış ve ne şanssızmışım! Tad aldığım en yeni şair F.Nafiz, Han Duvarları. Cahit Sıtkı var neyse ki. Yalova’da doğadaki şiiri yaşıyordum; şair tabiatımın ortaya çıkmasına yetmedi. Orhan Veli mecburî gibiydi. Tatmin etmiyordu. Ben [doğmadan ölecek] bir şair miydim?.. Lisede eh, Necatigil, radyodan da Attilâ İlhan ama kandırmıyor. Şiirden umduğumu bulamamak, yaşıyordum. 1970′te Trabzon’lu arkadaşım, karlı bir gecede, Beyoğlu’nda, sergide durduk, “Bak senin Necip Fazıl’ın şiir kitabı” dedi. “Şair mi ki?” deyince, bir “Hoppala” deyişi var. Ben ona Vahidüddin’i okutmaya çalışıyorum. O benim Kaldırımlar’ı bilmediğime inanmıyor. Sabaha kadar Şiirlerim’i bitirdim. Büyük gece. Asıl şairi saklamışlar!..
1972′de eczaneye tetanos serumu bulamadım, Kıyamet Aşısı diye bir kitapla döndüm. İkinci büyük karşılaşma. Kaplan’ın kitabında: Kapalıçarşı. Serbest, yadırgıyorum, ama sıcak. Cafer Monna Rosa’yı getiriyor. Şiir heceye sığmamış, taşmış! Müthiş bir şiir. Ruhumla yeniden buluştum sanki. Sahaftan Körfez. Doya Doya okudum. Hece ile Serbest arasındaki hayretime Monna Rosa karşılık geldi. Yazgıda bir cevap gibi o da. Kalbimden şöyle geçti: Şiir varmış… Hecede yazamıyordum. Sesler’i de aldım. Yıl boyu bunları okudum. “Kar Köprüleri”ni yazınca, özüme güvenim geldi. Şiir ırmağına varmıştım.
Entry Filed under: Genel Yazılar. .
Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed