İslam Milleti
Şubat 28, 2007
Yazar: Cemal Şakar
Yüzelli-ikiyüz yıl önce başlanan modernleşme, asrileşme, çağdaşlaşma çabaları; ülkemizde doğal bir süreç, bir oluş olmayıp devlet eliyle yapılmış / yapılandırılmış bir projedir. Batı; ‘tek tip’ proje olarak diğer ülkelere taşıdığı modernliğin oralarda tutabilmesi / tutunabilmesi için, bilindiği gibi ‘emin bir el’ olarak ulus-devlete ihtiyaç duymuştur. Ulus-devletlerin tahkimi için; ulus, vatan, ulusal tarih, ulusal dil, ulusal sanat gibi kimi dayanakların oluşturulması bir zorunluluktur. Zaten modernleşme projesi de modern ulusların geleneksel unsurları ortadan kaldırdığını ve geleneksel toplumların modern hiçbir unsur barındırmadığını varsayar. ‘Yeniden doğuş’ olarak değerlendirebileceğimiz bu yeniden yapılanma sürecinde; geleneksel toplumun kendini tanımladığı ortak referanslar sisteminin baştan aşağı yeniden tanımlanması gerektiği de açıktır. BİR MEDENİYET PROJESİ
Tanzimat’la birlikte cisimlenen modernleşme çabaları, meşhur üç tanım etrafında ‘bayraklaştı’. Vatan, hürriyet, millet sözcükleri Fransızcadaki anlamlarıyla eşitlendi. Böylelikle andığımız sözcükler dini içeriklerinden arındırılıp seküler / liberal bir anlamla tanımlandı. Gerek meşrutiyetin, gerekse cumhuriyetin; yeni anlamlar yüklenmiş bu kavramlarla inşa edilmesiyle birlikte gelenekle bağlar radikal bir biçimde koptu. Sezai Karakoç’a kadar, dönem dönem kimi aydınlar modernleşme çabalarına karşı ağır eleştiriler yöneltseler de, karşı öneri getiremedikleri ya da önerilerini bir proje olarak takdim edemedikleri için çabaları akim kalmıştır. Cumhuriyet döneminde ilk kez Sezai Karakoç, Diriliş Düşüncesi adıyla bir medeniyet projesi ortaya koymuştur. Bir proje olarak Diriliş; koptuğumuz, uzaklaştığımız kavramları yeniden asli anlamlarına döndürme gayretidir. Çünkü Karakoç’a göre, İslam medeniyeti, aynı zamanda bir düşünce medeniyetidir. Dahası düşüncede diriliş olmaksızın inançta diriliş gelişemez. İnanışta diriliş olmaksızın da duyuşta, duyarlıkta, yani sanat ve edebiyatta diriliş başlayamaz. Vahyin gerçekliğinden doğan bu düşüncenin anlatılabilmesi, aktarılabilmesi için evvelemirde sözcükler asli anlamlarına döndürülmelidir. Bu yapılmadan ortak referanslar sistemi olarak da tanımlayabileceğimiz medeniyetin hayat bulma şansı yoktur.
ULUSTAN MİLLETE DOĞRU
Diriliş’i gerçekleştirebilmek için Karakoç, medeniyetlerin yaslandığı / beslendiği temel dayanakları yeniden tanımlar. Örneğin tarih anlayışımızı baştan aşağı değiştirerek, başlangıcı alır Hz. Adem’e götürür ve insanlık tarihini peygamberler tarihiyle telif etmeye çalışır. Milleti, ‘nation’un dar kalıplarından kurtararak, daha çok dini bir ortak paydayla tanımlar: Millet, bir medeniyetin, İslam medeniyetinin toplumudur. Görüldüğü gibi milleti ırkî esaslarla değil de medeniyetle ifade eder. Ve ekler: Bu medeniyet nerelerdeyse, orda bir millet vardır. İslam medeniyeti mensuplarının hepsi bir halktır ve bir millettir. Karakoç buna, İslam milleti der. Milletten, ulus yaratma çabası olan modernleşme projesine karşı; Sezai Karakoç’un önerdiği Diriliş Düşüncesindeki; ulustan millete doğru genişleme, doğal sınırlarını kuşatma, bir olma, beraber olma fikri özünde, İslam medeniyetin doğduğu, beslendiği Vahdaniyet ilkesinin de gereğidir.
Kaynak: YeniŞafak Kitap sayı:14
Entry Filed under: Genel Yazılar. .
Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed