Sezai Karakoç ve Diriliş Nesli
Ekim 24, 2007
Yazar: Afşin SELİM
O’nu tanımak, O’nun derinliğine ve düşünce dünyasına inebilmektir. O’nu bilmek ise, yalnızca ismen duymak anlamına gelir ki, bu da pek bir değer teşkil etmez. O’nu yalnızca Mona Roza şiiriyle tariflendirmeye kalkmak, ona büyük bir haksızlık olacağı gibi, onu tanımak içinde yeterli olmayacaktır. Bu toprakların yetiştirdiği hakiki münevverlerden biridir O. Külliyatı okunmaya değerdir.
Popüler kültürün esirleştirilmiş insan tipine maruz kalarak, Sezai Karakoç ustanın varlığından bihaber olmak, Türk düşünce dünyasından bihaber olmaktır. O halde, O’nu tanımlamaya kalkmak için, öncelikle Türk düşünce dünyasından haberdar olmak gereklidir. “Sezai Karakoç yaşıyor mu”, gibisinden tuhaf bir soru ile karşılaşabilme ihtimaliniz mümkündür. Büyük doğu nesli sonrası, Diriliş nesli olarak tariflendirdiği kuşağın yetişmesinde yadsınamaz emekleri olan Sezai Karakoç usta, bir nesle mührünü vurmuştur. Esasen vesile olmuştur kendileri. Öyleyse nedir bu diriliş nesli, diye sormak hakkımızdır. Şöyle tariflendirilebilir: İnsan, İslâm, medeniyet ve büyük vatan çevresinde şekillenmiş, modern dünya tarafından üzerine ölü toprağı serpiştirilmiş bir neslin, dirilmeye amade yaşamasıdır. Onun, diriliş meselesini anlatışında, somut örneklere rastlayabilmemiz mümkündür. Medeniyetini kaybetmiş veyahut terk etmiş genç adamın, dünyevi yığınlardan biri haline gelmesine müsaade etmeyen diriliş felsefesi; Yalnızca Allah’a kul, Kur’an ve Sünnet çizgisinde, tarihiyle/köküyle barışık, sanat ve irfanını muhafâza eden, yüzü atiye dönük, mukaddesatının yanında, yabancılaşmayan ve kimliksizleşmeyen insan tipi ile medeniyetin yeniden inşasını hedeflemiştir.
Diriliş, bölgesel bir birliktelikten yanadır. Kafilenin merkez noktasında yer alan inanç sistemine odaklanmış fertlerin, merkezden veyahut herkesten olmak gibi bir sıkıntısı yoktur.
Diriliş, muhafaza eder. Bu sebeple, muhafaza eden bir kimliğe ihtiyaç duyar. Orada fikrin ve düşüncenin kavgası verilirken, bir “dünya nöbeti”ne de rastlayabilmek mümkündür. Yalnızca savunmaya yönelik bir hamle, bir düşünce, bir eylem değildir. İnkilâpçı bir yapıya da sahiptir.
Popüler kültürün tarumar ederek, gereksiz bilgi bombardımanıyla, meselesiz ve vicdansız nesiller yetiştirmesi; hem ülkemiz, hem de içinde bulunduğumuz coğrafya açısından pek de hayra alamet değildir. Zihin meşguliyetini değiştirmiş olan popüler kültürün çıkış noktasında, elbette batılı adamın sömürge aracı olarak kullandığı kitle iletişim araçları vardır. Beyinlerin ve zihinlerin işgali, davasız ve kavgasız nesillerin yetişmesine gebedir. Bu malûm medyanın, ekranları, sayfaları, mikrofonları Karakoç ustaya yönelmeyecektir elbette. Çünkü işlerine gelmez. İstediklerini alamazlar oradan. Diriliş kafilesi ile ne işi olur ki onların.
“Mektep şahsiyet” hakkında, Mehmet Nuri Yardım hocamız şöyle diyor: Doğunun Yedinci Oğlu olarak târif edilen Sezai Karakoç sembolist, kapalı şiir üslûbuyla Anadolu’yu nakış nakış işleyen üstün bir sanatçı. Şiir coğrafyasında içinde doğup büyüdüğü Güneydoğu toprakları var. Ortadoğu ve İslâm coğrafyası ağırlıkta, ama hep Türkiye merkezli. Çocukluğunda gözlemlediği şark insanının geleneklerini, yaşayış biçimini, örflerini, hayat tarzını kısacası bütünüyle insanlarını anlatır. Çoluk çocuğuyla, erkeği kadınıyla bütün bir Anadolu insanı ortaya çıkar mısraların arasından.”
Kaynak: sayhadergi.com
Entry Filed under: Genel Yazılar. .
Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed