Şehir Okumaları

Ekim 31, 2007

Yazar: Hasan Arslan

Okuma medeniyetinin mensupları olarak gördük kendimizi her şeyden önce. Bir çıkış kapısına ereceksek eğer, görünenin ardına talip olan bakışlara sahip olmalıydık, masumiyeti gözbebeklerinden anlaşılan, baktığı yeri ışıltılara boğacak neşeyi ve hüznü heybesinde taşıyan bu bakışlarla yürümeliydik çıkış kapılarına doğru. “Çıkış kapısı olarak gördüğümüz okumalı bir hayattır” diyecektik birbirlerimize yazdığımız mektuplarımızda. Şu anı değerlendirmenin, yani hayatımızın sırlı dilinin ifade ettiği medeniyetimizin yazgısını geçmişi ve geleceği kavramakla mümkün olduğunu öğretecekti bu okumalar kendisine kulak veren herkese. Deryayı tanımak azmine düşen her bir su damlasının aynı zamanda kendisini tanıması, tarihi kaderini, yazgısını tanıması gibi bir şeydi şehir okumalarıyla yapmaya çalıştığımız minicik gayretlerimiz. Medeniyet yangınımıza İbrahim Halilullah’ın ateşine su taşıyan serçe kuşun samimiyeti ile su taşımaya niyetlendik. Yangını söndürmeye yeterli değildi elbette sadrımızdaki şifa niyeti ile sunduğumuz bilgi suyumuz ama yine de safımızı belli etmeliydik hiçbir şey yapamasak bile. Öyle söylemişti ya serçe kuş kendisine neden uğraşıyorsun ki minicik gaganla taşıdığın su damlacıklarıyla bu devasa yangını söndürebileceğini mi zannediyorsun, ne diye boşa uğraş, boşa çaba sarf etmektesin diyenlere karşılık durumun elbette ben de farkındayım ama hiç yoktan safımız belli olsun, kimin yanında olduğumuz gönlümüzün kahramanı kimdir bilinsin için uğraşıyorum demişti ya işte öylece düşünmüştük  bu işe başlamaya niyet ederken…

Babalarımız doğduğumuz zaman kulaklarımıza ezan okuduklarını anlatmışlardı büyük bir heyecanla, kendileriyle sohbet edecek çağlara eriştiğimiz zaman. Diledik ki şehir okumalarıyla gerçekleştirmeye çalıştığımız okumalar kulağımıza giren en önemli, en büyük konuşmanın izlerini çağrıştırsın ondan bir nefes sunsun çocuk yüreği taşıyan gönüllerimize. Annelerimizin her Cuma gecesi beyaz tülbentleriyle huşu içinde önünde diz çöktükleri Kur’anı okurkenki tatlı seslerinden bir nefha işitelim istedik; okumanın ritmi ile tatlı salınışları gelsin ruhumuza  dokunsun gönül udumuza mızrap olsun ve kendi musikimizi keşf edelim kendi şarkımızı, kendi türkümüzü yanık seslerimizle seslendirerek kainatın sessizlik musikisine, çok sesli ve fakat ahenkli musikisine ayak uyduralım ona yabancı düşmeyelim taşın, toprağın, yetimin, güvercinlerin dağın, kimsesizlerin, mehtabın, yıldızların, gadre uğramışların diline aşina olalım varlığımızın sesini onların sesiyle nakışlandırıp göğün sesine açık tutalım yüreklerimizi diye koyulduk bu yola hacca giden karınca adımlarıyla.…

Mehmet Akif gibi ruh büyüklerimizin, Necip Fazıl Kısakürek gibi ümmetin vicdanı olmuş vicdan atalarımızın sözlerini, düşünce ve amellerini gündeme getirerek ümit ettik ki, yalanın kokusu ile kirlenmiş şehrimize bir ıtır çiçeği kokusu, bir reyhan rayihası, yayılsın  büyük beton binaların içinde betonlaşan katılaşan, silikleşen insansız insanlığımıza bir nefes üflensin ve kor ateşin canlanması gibi yeniden canlansın mü’min hassasiyetlerimiz, sekineti yakalasın davranışlarımız, inşirah bulsun göğüslerimiz ve tüm bunların ötesinde  bilinç dalgası gelsin ve çarpsın karakter sahillerimize ve şekillendirsin onu merhamet kılıncıyla., bir fikir, bir cümle, bir kelime düşsün bozkır topraklarımıza ve mümbitleştirsin gönül tarlalarımızı ezilmişlerimize altında nefeslenip gölge olacak fidan düşüncelerimiz boy atsın kökleşip göğe doğru uzasın ve her daim versin yemişlerini sonsuza dek, kırılsın zillet zincirlerimizden bir halka daha, nihayetinde  Tanrının yüzüne bakacak yüzümüz olsun  yüzlerimiz burada ve orada.

Selam ederim şehrimin şerefli insanlarına, selam ederim şehrimin yetimine, kimsesizine sağıma, soluma, önüme ve ardıma. Selam ederim “Ey Yahya kitabı kuvvetle tut” (Kur’an-ı Kerim Meryem Suresi 12. Ayet) işaretini, izini, teşvikini, hatırlatması için gönderilen ümmi Peygamberimize ve bu ayeti getiren Cebrail’e. Selam ederim “Kitap yüklü merkeplerin”(Kur’an-ı Kerim. Cuma Suresi 5.Ayet) halinden anlayanlara. Selam ederim şu genç çınara, yaprağına, dalına, kumrularımıza, güvercinlerimize, çimenlerimize, havuzda akan suyumuza. Selam ederim Irak’taki müstezaflara, ve onlara dua etme yürekliliğini gösteren bütün şefkatli kalplere. Selam ederim doğuya batıya, güneye ve kuzeye. Selam ederim “Annem gizli gizli ağlardı  dilinde Yunus” mısralarının sahibi Sezai Karakoç’a .Selam ederim anacığına, babacığına. Selam ederim bütün sevenlerine…  (1 temmuz Pazar Günü TYB Evi’nde Diriliş Okumaları başlangıç programında yaptığı konuşma metnidir.)

kaynak: memleket.com.tr

Entry Filed under: Genel Yazılar. .


Diriliş Yazıları nedir?

Diriliş Yazıları, diriliş düşüncesinin en sahih şekilde anlaşılması ve anlatılması projesidir. Bu kapsamda, ne olduğu, ne olması gerektiği ve nasıl olacağı da önem arzeder. Bu maksatla, bu ilk ayakta Diriliş Yazıları, bir internet sitesinde ilgili yazıların arşivini oluşturmaktadır.

Bölümler

Son Yazılar

Bağlantılar

Diriliş Paneli

Diriliş Yazıları, diriliş düşüncesi üzerinde düşünme ve konuşma merkezli çalışmalarına bir panele destek olarak başladı. Panel kapsamında konuşmacılar, diriliş düşüncesi ve düşüncenin mimarı Sezai Karakoç'u konuştular. 3 saati aşkın bir süre akademisyen ve yazarların da içinde bulunduğu panel konuşmacıları, dinleyicilere diriliş ve Sezai Karakoç'u anlattılar. -nisan'07-

Arşiv