Diriliş Rüyası
Aralık 15, 2008
Yazar: Mehmet Doğan
“Akan bir nehirsen, yalnız mansabın değil, menbaın da olacak.” diyor, İsmail Habib Sevük. Bugünün gençlerinin anlayacağı dille söylersek: Akan bir ırmaksan, yalnız döküldüğün yer değil, kaynadığın, doğduğun yer de olacak, diyor.Kültür ve medeniyetler de birer ırmak gibi, nehirler gibi doğarlar, kendilerine yataklar aça aça uçsuz bucaksız ummanlara, deryalara doğru kıvrım kıvrım giderek dökülürler.
Bazı nehirler, bazı zamanlar yeraltına kaçar, sonra tekrar çıkarlar. Batışları ölüm, doğuşları da yeni bir hayat olur, çevresi ve halkı için.
Batıp bir daha hiç çıkmayan nehirler olduğu gibi, besleyen nehirleri kuruduğu için kuruyan iç denizler de vardır. Yerlerinde sadece bir çöl kalır, geriye.
Uzay fotoğraflarından bakılınca nehirlerin çoğu mansabından menbaına doğru dallanan birer heybetli ağaç gibi görünürler. Zaten ağaçlar da birer nehir değil midir, göklere doğru akan.
Kutlu şair de öyle diyor ya: “Yerden göğe doğru akan incecik ırmakları / Kendime mahsus bir tarzda dinlerdim ağaç bedenlerinde” (Erdem Bayazıt).
Sonbaharlarda, kışlarda kuruyan ağaçlara can katan, kök ve gövdelerinden dal uçlarına doğru gürül gürül akan bahar özsularıdır, Bengisu ırmaklarıdır.
Bazı nehirler yatak değiştirir. Bazıları da kaynak değiştirir. Bazılarına yabancı kaynaklar katılır. Nehrin rengi değişir, tadı değişir. Nehirler için ölümden farksızdır, bu değişimler.
Bazı ağaçlar da kök değiştirir, gövde değiştirir. Toprak değiştirir, yaprak değiştirirler. Ölümcül bir değişime uğrarlar, uğratılırlar.
Bazı ağaçlar, gövdelerini kaybederler. Toprak seviyesinde kesilir, yok edilirler. Yakınına yöresine başka tohumlardan türeme ağaçlar yerleştirilirler.
Gel zaman git zaman eski ağacın kökünden filizler fışkırır, dallar gelişir, kol kol. Yeni gövdeler oluşur, yol yol. Bir diriliş kuşatır onları.
Dallar, yapraklarla, çiçeklerle donanır. Çiçekler, meyveye durur. Meyveler, yeni çekirdekler demektir. Çekirdeklerse yeni bir hayat, yepyeni bir oluş demektir, diriliş demektir.
“Ağaç, çiçeğinde kökünün rüyasını görür.” (Sezai Karakoç).
Kültür ve medeniyetler de kimi zaman, kaderin bunlara benzer cilvelerini yaşarlar. Bir ölüş ve diriliş vardır, kaderlerinde.
Milletler de bebeklerinde köklerinin rüyalarını görürler.
Bebekleri büyüten kan, besleyen süt ne kadar önemli ise, doğduklarında kulaklarına okunan söz, ruhlarına yüklenen öz de o kadar önemlidir.
Doğduğu kaynağı ve döküldüğü deryayı, kulaklarına fısıldananlarla duyan bir gençlik ırmağıdır, bugün dünyanın dört bir yanında çağıl çağıl akan.
Beslendikleri kaynaklardan aldıkları rahmetle, Seyhun-Ceyhun gibi, Dicle-Fırat gibi, Nil-Tuna gibi, Ganj-Amazon gibi gittikleri yere hayat götüren bir gençlik ırmağıdır, bu.
Anadolu’nun bağrından yükselen kutlu ağacın dallarının gölgesi, beş kıtaya vurmaya durdu. Dallarda patlayan tomurcuklar, bir sonsuzluk rüyasını taşıyorlar.
İnsanlık, bir cennet rüyasının yorumunu yaşıyor, bu dünya çiçekleriyle.
Tohumu Hz. Âdem’le yeryüzüne atılan insanlık ağacı, yeniden kutlu meyvelerini vermeye duruyor.
Yüce Rabbimizden duamız, dileğimiz, bu rüyanın gerçekleşmesi, tamamlanmasıdır.
kaynak: yenisafak.com.tr
Entry Filed under: Genel Yazılar. .
Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed