Yazar: Ali Çolak
Kamuoyunda Sezai Karakoç’un, bu kez ‘devletin zirvesi’nden verilen ödülü almak için geleceği yönünde ciddi bir beklenti hatta inanç vardı. Fakat Karakoç, kendisini yakından tanıyanları yine şaşırtmamış ve salondaki kimi gönül dostlarının tabiriyle ‘o muhteşem çocuksu mahcubiyetini ve istiğna’sını terk etmeyerek, Köşk’e gelememişti. İşin doğrusu, Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü töreninde gündem, varlığıyla değil, yokluğuyla Sezai Karakoç’tu. Kenan Işık, şairin o ünlü “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine” şiirini okudu kürsüde. Salondaki büyük topluluğun içinde sanırım, onun bir şiiriyle ilk kez tanışanlar da vardı.
Cumhurbaşkanlığı Büyük Ödülü’nün çok simgesel bir anlamı var. Nitekim bu, dünkü törende bir kez daha doğrulandı. Sanat tarihçilerinin duayeni Prof. Dr. Semavi Eyice, 12 Eylül rejiminin kendisini Türk Tarih Kurumu’ndan gerekçe göstermeden attığını, daha sonra yeniden üye kabul edildiğini, bu sefer atılışının gerekçesini sorduğu için ikinci kez atıldığını anlattı. Bugün devletin zirvesi tarafından verilen bu ödül, hem devlet adına bir özür hem de Türkiye’nin geçtiği süreçleri göstermesi bakımından anlamlıydı. Yazar, eleştirmen Doğan Hızlan’ın konuşmasındaki bir cümle de ödülün kuşatıcılığını işaretlemek bakımından önemliydi. “Eleştiri, üvey evlattır.” dedi Doğan Hızlan; “Ödül vermekle devlet, eleştiriyi evlat edinmiş oldu.”
Törenin dikkate değer anlarından biri, elbette hattat Hasan Çelebi’nin kürsüye çıkışıydı. Dünyanın hemen her köşesinden talebeleri olan usta, kürsüde hayli duygulu ve heyecanlıydı. İcra ettiği sanatın asaletiyle konuştu. Ölçülü, nazik ve zarif… Ödülünü geçmişteki ustalar ile bugünün ve geleceğin hattatları adına aldığını söylemesi, onun hat sanatında işgal ettiği benzersiz yeri de işaretliyordu adeta. Geçmişle gelecek arasında bir köprü, bir yeniden inşâcı… Salondan yükselen alkış, hem hat sanatının bu yeniden dirilişine hem de ustanın o zarif ‘Çelebi’ kişiliğine duyulan hayranlıktı bir bakıma.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye’nin asıl zenginliğinin kültür ve sanat olduğunu vurgulamakla, ödüllerin anlamını pekiştirdi. Ödüle değer görülen Karakoç, Eyice, Çelebi ve Hızlan’ın çalışmalarını ayrı ayrı överek, “Asıl ödülleri sizler eserlerinizle millete verdiniz, biz onları gördüğümüz için bu ödülleri bir şükran nişanesi olarak veriyoruz.” dedi. Gül, konuşmasında, Prof. Dr. Semavi Eyice’nin İstanbul’un silüetinin bozulduğu yönündeki eleştirilerine de destek verdi ve ‘uygulayıcılar’ın bunu dikkate almasını istedi.
Köşk’teki törene ilgi, bu yıl geçen yıllara göre daha fazlaydı. Bunun sebebi, Sezai Karakoç’un geleceği beklentisi ve Doğan Hızlan’ın ödül alışıydı belki de. Salonda Karakoç’un hayranları kadar Hızlan’ın mesai arkadaşları ve dostları da belirgindi. Doğan Grubu, başta Aydın Doğan olmak üzere, eski ve yeni bütün yöneticileriyle “Kültür Sanat’ın Cumhurbaşkanı” olarak gördükleri Hızlan’ın yanındaydı. Sanırım Gül ailesinin de en mutlu günlerinden biriydi dün. Ne de olsa, sanat ve sanatçılar, geldikleri yere pek çok güzelliği birden getiriyordu.
kaynak: zaman.com.tr


