Yazar: Ibrahim Kiras
Cumhurbaşkanlığı Büyük Ödülü’nün Sezai Karakoç’a verilmesi elbette bir hatırşinaslık. Zaten Abdullah Gül’ün Çankaya’ya getirdiği en önemli yeniliklerin başında Köşk’ün kapılarını -Atatürk ve İnönü dönemlerinden sonra- ilk defa fikir ve sanat adamlarına açmış olması geliyor. Büyük oranda Cumhurbaşkanı Gül’ün entelektüel kimliğinden kaynaklanan bir fark bu.
Ne var ki Sezai Karakoç’a verilen ödül konusunda da bir titizlik eksikliği gördüm ben. Hatta şunu söylemek isterim: Sezai Bey o ödülü almaya gitseydi onun adına ben rahatsız olurdum. Çünkü Köşk’teki ödül töreninde oluşan tablo şair ve düşünür Sezai Karakoç’un Türk edebiyatında ve fikir dünyasında işgal etmekte olduğu yerle örtüşmüyor.
Gerçi muhtemelen Sezai Bey’in ödül törenine katılmama gerekçesi farklı ama Çankaya bürokrasisi bence büyük bir hataya imza atmış. Fotoğrafa bir bakın. Karakoç’la aynı ödüle layık görülen kişileri görüyorsunuz orada.
Biri ülkemizin yetiştirdiği çok değerli bir sanat tarihçisi. Her türlü ödülü hak eden bir bilimadamı. Diğeri günümüzün en değerli hattatlarından biri. Bir diğeri ise kitap tanıtma yazılarıyla, sergi ve konser yorumlarıyla sanatı halkın gündeminde tutmaya çabalayan bir köşe yazarı ve editör.
Bu üç değerli kişilik elbette her türlü ödüle layıklar. Ama Sezai Karakoç’la “aynı kulvarda”değil hiç biri. Çünkü sanatçı değiller. Ne sanat tarihçimizin ne de gazete yazarımızın yazdıklarının yaratıcılık boyutu yok. Takdir edersiniz ki “hüsnühat” da sanat değil, zanaat. Çünkü onun da yaratıcılık boyutu yok.
Sezai Karakoç diyelim ki romancı Yaşar Kemal, ressam Ergin İnan gibi kişilerle aynı listede olsa bir diyeceğimiz olmayabilirdi. En azından ait olmadığı bir kulvarda değerlendirilmemiş olurdu.
Diğer yandan ödül töreni tablosu kuşku yok ki Cumhurbaşkanı Gül’ün kendi zihin ve gönül dünyasında Sezai Karakoç’a verdiği yerle de örtüşmüyor.
Cumhurbaşkanı’nın “öğrencilik yıllarımdan bu yana sadece ezberlediğim şiirleri değil ama kendi fikir ve dünya görüşümün oluşmasında da en büyük katkıları olan kişilerden birisidir” diye tarif ettiği Sezai Bey’e alelade bir adam muamelesi yapılması şık olmadı.
Bu yetmezmiş gibi, Çankaya bürokrasisinin bu vahim hatasını görmezden gelip Karakoç’un neden ödül törenine gelmediğini sorgulamaya kalkışan kraldan fazla kralcılar da çıktı. Mealen“koskoca cumhurbaşkanı seni çağırmış; nasıl gitmezsin” diye sözüm ona Sezai Bey’i eleştirmeye yeltenen bu kişilerin bilmediği veya unuttuğu bir hakikat var. Bizim medeniyetimizin bu konularda ortaya koyduğu ölçü bellidir: “Hükümdarın iyisi, âlimin ayağına giden; âlimin kötüsü, hükümdarın ayağına gidendir.”
Bu ölçü herhalde bugünün cumhurbaşkanlığı ödüllerine de uyarlanabilirdi. Abdullah Beykalkıp da “fikir ve dünya görüşünün oluşmasında katkı” sahibi olan kişinin evine gidereködül plaketini takdim etmiş olsaydı ne olurdu?
Bence, cumhurbaşkanlığı makamı bir kat daha yücelmiş olurdu.
kaynak: stargazete.com


