<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>DİRİLİŞ YAZILARI &#62;&#62; Diriliş Düşüncesine Doğru &#187; Genel Yazılar</title>
	<atom:link href="http://dirilisyazilari.wordpress.com/category/genel-yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://dirilisyazilari.wordpress.com</link>
	<description>"Biz dirilişi gözlüyoruz; Bengisu bengisu kayna ve çağla!"</description>
	<lastBuildDate>Wed, 31 Dec 2008 20:48:12 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='dirilisyazilari.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/69f2bc4e9a4e021189c61cae0a35218f?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>DİRİLİŞ YAZILARI &#62;&#62; Diriliş Düşüncesine Doğru &#187; Genel Yazılar</title>
		<link>http://dirilisyazilari.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>Sezai Karakoç Okuma Kılavuzu</title>
		<link>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/31/300/</link>
		<comments>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/31/300/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Dec 2008 20:27:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tahabasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/31/300/</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Murat Tokay
 Sezai Karakoç, &#8220;ancak birkaç yüzyılda bir yetişen&#8221; önemli bir entelektüel, bir mütefekkir. Türk şiirinin yaşayan en büyük ustasının düşüncesi ve eserleri geçen hafta bir sempozyumda konuşuldu. Biz de külliyatı 60 kitabı geçen Karakoç&#8217;u tanımayanlar ve yeniden okumak isteyenler için mini bir kılavuz hazırladık. Şair ve yazarlara &#8220;Sezai Karakoç&#8217;u nasıl okumalı?&#8221; sorusunu yönelttik.
Türk [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=300&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Yazar: Murat Tokay</strong></p>
<p><!--[if gte mso 9]&gt;  Normal 0 21   false false false        MicrosoftInternetExplorer4  &lt;![endif]--><!--[if gte mso 9]&gt;   &lt;![endif]--> Sezai Karakoç, &#8220;ancak birkaç yüzyılda bir yetişen&#8221; önemli bir entelektüel, bir mütefekkir. Türk şiirinin yaşayan en büyük ustasının düşüncesi ve eserleri geçen hafta bir sempozyumda konuşuldu. Biz de külliyatı 60 kitabı geçen Karakoç&#8217;u tanımayanlar ve yeniden okumak isteyenler için mini bir kılavuz hazırladık. Şair ve yazarlara &#8220;Sezai Karakoç&#8217;u nasıl okumalı?&#8221; sorusunu yönelttik.</p>
<p>Türk şiirinin yaşayan en büyük ustası Sezai Karakoç. Sadece şair değil. Rasim Özdenören&#8217;in ifadesiyle &#8220;ancak birkaç yüzyılda bir yetişen&#8221; önemli bir entelektüel, bir mütefekkir. Geçtiğimiz hafta düzenlenen &#8220;Şair ve düşünür Sezai Karakoç&#8221; başlıklı sempozyumda bütün konuşmacılar, Türkiye&#8217;nin dünyaya göstereceği en büyük değerinin Sezai Karakoç olduğunu ifade etti. Karakoç, &#8220;Mevlânâ, Yunus Emre döneminden Şeyh Galip&#8217;e uzanan İslam klasiklerinin altın zincirinin günümüzdeki en önemli temsilcilerinden biri&#8221;ydi ve onunla aynı çağda yaşamak büyük bir talihti.</p>
<p><strong>Sezai Karakoç&#8217;u ne kadar tanıyoruz? </strong></p>
<p>İslam/Türk dünyasının yaşayan en önemli düşünürü olan Sezai Karakoç, fikir ve sanatta &#8220;Diriliş Akımı&#8221;nın kurucusu olarak tanınıyor. 1933 Diyarbakır/Ergani doğumlu. 1950-55 arası Ankara Siyasal Bilgiler&#8217;de okudu. İlk şiirlerini Mülkiye dergisinde yayımladı. O yıllarda Osman Yüksel Serdengeçti&#8217;yle ve Necip Fazıl Kısakürek&#8217;le tanıştı. &#8220;İslam milletinin ve İslam medeniyetinin dirilişi&#8221; davasını savundu. İlk sayısını Nisan 1960&#8242;ta çıkardığı ve yayınını aralıklarla otuz üç yıl boyunca sürdürdüğü Diriliş Dergisi çevresinde çok sayıda genç aydının; fikir ve sanat adamının yetişmesine öncülük etti. 60&#8242;tan fazla kitaba imza attı.</p>
<p>Henüz 19 yaşında iken yazdığı Monna Rosa isimli şiiri dilden dile, nesilden nesile aktarıldı. Şiir bir kitapta toplanana dek (1998, Diriliş Yayınları) fotokopilerle çoğaltıldı. Karakoç&#8217;un, Monna Rosa adlı ünlü kitabı da dahil, daha önce çıkmış dokuz şiir kitabının tümü bir arada 2000 yılında yayımlandı. Karakoç, bütün şiirlerini &#8220;Gün Doğmadan&#8221; adını verdiği yedi yüz sayfalık kitapta topladı.</p>
<p>Sezai Karakoç deyince Diriliş akla gelir. Kendi ifadesiyle &#8220;Diriliş, aslında bir edebiyat akımından çok, bir hakikat akımıdır. (&#8230;) Yeniden inanmak, yeniden düşünmek, yeniden duymaktır. Diriliş, İslam&#8217;dan ayrılışın sona erişi, ona yeniden kavuşmanın başlangıcıdır.&#8221; Sezai Karakoç, amblemi &#8220;güller açmış gül ağacı&#8221; olan Diriliş Partisi&#8217;nin de kurucusudur. Partinin amacı şöyle açıklanmaktadır. &#8220;Amaç üç kelimeyle özetlenirse hakikat, adalet ve fazilettir&#8221;. Karakoç, halen Yüce Diriliş Partisi&#8217;nin başkanlığını yapıyor.</p>
<p>Hiç evlenmeyen Karakoç, İstanbul&#8217;da yaşıyor. Vaktinin bir kısmını Cağaloğlu&#8217;ndaki bürosunda geçiriyor. Sezai Karakoç&#8217;un Diriliş Yayınları arasında çıkan eserlerinden bazıları şöyle: Şiir: Gün Doğmadan Çeviri Şiir: Batı Şiirlerinden, İslam&#8217;ın Şiir Anıtlarından. Düşünce: Ruhun Dirilişi, Kıyamet Aşısı, Çağ ve İlham I-II-III-IV, İnsanlığın Dirilişi, Yitik Cennet, Makamda, İslam&#8217;ın Dirilişi, Gün Dönümü, Diriliş Muştusu, İslam, Diriliş Neslinin Amentüsü, İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü, Düşünceler I, Dirilişin Çevresinde, Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi I-II-III, Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı I-II, Unutuş ve Hatırlayış.</p>
<h3>Kuramsal yazılar en son okunmalı</h3>
<p><strong>Doç. Dr. Turan Karataş</strong>: Sezai Karakoç okumak isteyenlerin beğenileri, birikimleri ve ilgileri bakımından çeşitli tercihler/sıralamalar yapılabilir. Karakoç&#8217;un şiirini okumak isteyenler için en iyi yol, Monna Rosa&#8217;dan başlayarak kronolojik bir okuma yapılmasıdır. Burada küçük bir ayrıntı, Gün Doğmadan kitabı değil de, kitapların müstakil baskıları tercih edilebilir. Düzyazılarda izlenecek yol benzer olabilir. Evvela ilk yazılar ve bunların içinde öncelikle günlük yazılar (Farklar, Sütun, Sûr, Gündönümü, Gün Saati) okunmalıdır. Sonra denemeler bilhassa Yitik Cennet, İslam, İslam&#8217;ın Dirilişi, İnsanlığın Dirilişi okunmalıdır. Edebiyata yatkın/ aşina okur, elbette Edebiyat Yazıları I, II ve III; Yunus Emre, Mevlânâ ve Mehmed Akif kitaplarını okuma listesine almalıdır. Kuramsal yazılar, politik/siyasi denemeler en son okunabilir.</p>
<h3>Gençler önce Monna Rosa&#8217;yla tanışmalı</h3>
<p><strong>Haydar Ergülen (Şair):</strong> Sezai Karakoç&#8217;un &#8216;Gün Doğmadan&#8217; adıyla tek ciltte toplanan şiir kitapları, aslında doğru okuma sırasını da gösteriyor. Bu sıralama &#8220;Şahdamar (Sesler/Körfez&#8221; üçlemesiyle &#8220;Hızırla Kırk Saat/Taha&#8217;nın Kitabı/Gül Muştusu&#8221; üçlemesini karşılaştırmak, aralarındaki uzaklıktan çok yakınlıkları, ilginç benzerlikleri keşfetmek bakımından da yararlı olabilir. En başta ne okunması gerekiyor diye sorarsanız da &#8220;Monna Rosa&#8221; derim, çünkü o şiirin gençleri hem şiire, hem de Sezai Karakoç şiirine yakınlaştıracak bir şiir olduğunu biliyorum. Nerden biliyorum, elbette kendimden. Sezai Bey&#8217;in &#8216;Balkon&#8217;, &#8216;Karayılan&#8217;, &#8216;Ötesini Söylemeyeceğim&#8217;, &#8216;Liliyar&#8217; şiirlerini okurken, elime bir de &#8220;Monna Rosa&#8221; fotokopisi geçmişti, Eskişehir&#8217;de ortaokuldaydım, o günden sonra Sezai Karakoç benim vazgeçilmez şairlerimden biri oldu.&#8221;</p>
<h3>Parçadan bütüne giderek okumak</h3>
<p><strong>Ömer Erdem (Şair):</strong> Ben bugün okusaydım&#8230; Kendi ilgi alanıma yakın kitabı seçerdim. Eğer şiire merak duysaydım önce bir şiiri seçer, günlerce onun evrenine girmeye çalışırdım. Mesela Köşe şiiri olabilirdi bu. Okurdum onu, yeniden yeniden okurdum; ezberlerdim. Mısraların üzerine düşünürdüm. Şiirdeki estetik yapı olduğu kadar iç dünyayı yakalamaya çalışırdım. Arkadaşıma okuturdum, onun sesinden gözlerimi yumar, dinlerdim. Şiirdeki müziği duymaya çalışırdım. En az bir kez kendi el yazımla şiiri yeniden yazardım. Eğer nesre ilgi duyuyorsam Ruhun Dirilişi&#8217;ni okurdum. Nesire geçmiş şiirsel düşünce yanında yorum derinliğini yakalamaya çalışırdım. Parçadan bütüne gitmek, bir kitabı veya yazıyı özümsedikten sonra şairin veya yazarın geniş dünyasına yönelmek uygun geliyor bana.</p>
<h3>Külliyata şiirden başlanmalı</h3>
<p><strong>Ali Ayçil (Şair</strong>): &#8220;Sezai Karakoç&#8217;tan her bahsedişimizde doğal olarak bir Karakoç külliyatından da bahsediyoruz. Genç okur, bu külliyatın kalbi olan sayfalardan, şiirden başlamalı. Ve ben olsam, Karakoç şiirini başından sonuna yayınlanış sırasıyla okur, araya herhangi bir düşüncenin girmesine müsaade etmeden kendimi bu şiirlerle baş başa bırakırdım. İnsan, kendisini şiirin imasına açık hale getirebildiği, bir şiirle aracısız temas kurabildiği oranda, bir şairin düşüncelerini kavrayacak zihin açıklığına kavuşabilir. Şiiriyle yüzleşilmemiş bir şairin düşüncelerine sarılmak akla yatkın gözükmüyor. Şiirinden sonra şiir çevirileri, hikâyeleri ve edebiyat yazıları okunmalı. Bütün bunlar Karakoç külliyatının çekirdeğidir; okur şairin kalbiyle buralarda merhabalaşır. Bu kalp kapısından girince, yeni kapılar aralanacak nasılsa.&#8221;</p>
<h3>Türkçenin lezzetini duyabilmek için&#8230;</h3>
<p><strong>Can Bahadır Yüce (Şair):</strong> Sezai Karakoç şiirini okumaya nereden başlanması gerektiğini soran birine, lirik şiirlerden başlamasını önerirdim. En iyi seçim Körfez/Şahdamar/Sesler kitabı galiba. &#8220;Balkon&#8221;un, &#8220;Kapalı Çarşı&#8221;nın yer aldığı bu kitap, yalnız Sezai Bey&#8217;in değil, bütün şiirimizin bazı en iyi dizelerini içinde barındırıyor. Körfez/Şahdamar/Sesler, hem şairinin hem de çağdaş Türk şiirinin ruhunu okura duyurabilecek güçte bir yapıt. Bu &#8216;genelleme&#8217;nin yanı sıra bir de değişmez gerçek var: Sezai Karakoç şiirine giriş yapmak isteyen her okur, şairin düzyazılarını da okumalıdır. Hem şiirlerin ardındaki büyük dünyayı sezebilmek hem de Türkçenin lezzetini duyabilmek için. Karakoç&#8217;un Sütun yazılarını, Çağ ve İlham serisini, şiir üzerine düşüncelerini okumayan birinin onun şiirine de tam nüfuz edebileceğini sanmıyorum.</p>
<h3>Yeni başlayanlar için Diriliş Neslinin Amentüsü</h3>
<p><strong>Şaban Abak (Şair):</strong> Öncü bir mütefekkir ve dava adamı olarak üstat Sezai Karakoç&#8217;un önce düşünce eserleri bir bütün halinde okunup özümsenmeli, sonra şiire geçilmelidir. Yeni başlayanlar için Diriliş Neslinin Amentüsü veya İslam&#8217;ın Dirilişi adlı eserlerden biri ile başlayıp İslâm, İnsanlığın Dirilişi, Yitik Cennet ve Sütun ile devam etmeyi önerebiliriz. Toplum, devlet, devlet kurumları ve siyasetle doğrudan ilgili konulara öncelik tanıyanlar ise Fizik Ötesi Açıdan Ufuklar ve Daha Ötesi ile (üç cilt) Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı (iki cilt) ve &#8220;Çıkış Yolu&#8221; adlı ilk kez 1995-2003 arası basılan eserlerden başlayabilirler.</p>
<p><em>kaynak: zaman.com.tr</em></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/dirilisyazilari.wordpress.com/300/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/dirilisyazilari.wordpress.com/300/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/dirilisyazilari.wordpress.com/300/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/dirilisyazilari.wordpress.com/300/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/dirilisyazilari.wordpress.com/300/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/dirilisyazilari.wordpress.com/300/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/dirilisyazilari.wordpress.com/300/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/dirilisyazilari.wordpress.com/300/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/dirilisyazilari.wordpress.com/300/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/dirilisyazilari.wordpress.com/300/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=300&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/31/300/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44b1f7eeb4d6ed70b5c27f2ff313f33d?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">tahabasar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Türkçenin en büyük şairi kim?</title>
		<link>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/31/turkcenin-en-buyuk-sairi-kim/</link>
		<comments>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/31/turkcenin-en-buyuk-sairi-kim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Dec 2008 20:21:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tahabasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dirilisyazilari.wordpress.com/?p=297</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Elif ŞAFAK
Milliyet gazetesinin aylık kitap eki, son sayısında sanat ve edebiyat çevrelerinde hayli ses getiren bir soruşturma yürüttü: &#8220;Sizce Türkçenin yaşayan en büyük şairi kim?&#8221;
Bundan kırk sene evvel Dağlarca için kullanılan Yaşayan En Büyük Türk Şairi değerlendirmesinin bir nevi devamı olan bu çarpıcı soru farklı farklı kesimlerden gelen yazar, çizer, eleştirmenlere soruldu. Elli kişilik [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=297&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Yazar: Elif ŞAFAK</strong></p>
<p class="MsoNormal">Milliyet gazetesinin aylık kitap eki, son sayısında sanat ve edebiyat çevrelerinde hayli ses getiren bir soruşturma yürüttü: &#8220;Sizce Türkçenin yaşayan en büyük şairi kim?&#8221;</p>
<p>Bundan kırk sene evvel Dağlarca için kullanılan Yaşayan En Büyük Türk Şairi değerlendirmesinin bir nevi devamı olan bu çarpıcı soru farklı farklı kesimlerden gelen yazar, çizer, eleştirmenlere soruldu. Elli kişilik jüride herkes kendine göre (ve birbirinden habersiz) cevapladı. Sıra bana geldiğinde doğrusu bir tereddüt yaşadım. Zira edebiyat söz konusu olduğunda, &#8220;en büyük&#8221;, &#8220;en ünlü&#8221;, &#8220;en iyi&#8221; gibi yakıştırmalardan mümkün mertebe uzak durmak gerektiğine inanırım. Nedir bir yazarı diğerinden &#8220;başarılı&#8221; kılan? Çok satması mı? Çok tutulması mı? Fazlasıyla bilinmesi mi? Yoksa yeterince bilinmemesi mi? Nasıl hiyerarşik bir sıralamaya tabi tutabiliriz ki yaptıkları iş ve bizzat varlıkları gereği hiyerarşilere uymayan, kaplarına sığmayan sanatçıları?</p>
<p>Öte yandan Milliyet Kitap, çok beğenerek, takdir ederek okuduğum bir dergi. (Keza Milliyet Sanat dergisi de bu anlamda başlı başına bir duruş sergiler. Bir yandan sanatı sırça köşklerde sadece elit kesimin konuştuğu bir &#8220;lüks&#8221; olmaktan çıkaracaksın, bir yandan düzeyi düşürmeyecek, çıtayı hep yüksekte tutacaksın. Edebiyatı sevdirirken kaliteyi bozmayacak, ayağa düşürmeyeceksin. Kolay bir denge değil bu.) Soruşturmada, ben oyumu Sezai Karakoç&#8217;tan yana kullandım. Çok sevdiğim halde seçemediğim nice kıymetli şairde kalsa da aklım, kelimeleriyle bende senebesene derin iz bırakan Sezai Karakoç&#8217;un adını zikrettim.</p>
<p>Sonra soruşturmanın sonucu açıklandı. Türkçenin yaşayan en büyük şairi oyçokluğuyla Gülten Akın olmuştu. Ve ben o zaman kendi oyum farklı olduğu halde gülümsemeden edemedim. Sevindim, çocuk gibi. Bir kadın şairin ama bilhassa Gülten Akın&#8217;ın seçilmiş olması ne güzel, ne kadar isabetli! O her ne kadar &#8220;Ah kimsenin vakti yok / İnce şeyleri anlamaya&#8221; dese ve böyle demekte yerden göğe kadar haklı olsa da, bilmeli ki bu ülkede kaç kuşak insan Gülten Akın&#8217;ın incelikli dizelerini okudu ve okuyor.</p>
<p>Yüksekten bakmayan, okurunu kendinden aşağı görmeyen, gürlemek yerine fısıldamayı tercih eden, öğretmek yerine paylaşmayı seven, mürekkebini hınç hokkasına değil, sakin ve kendinden emin bir bilgelik deryasına bandırarak yazan, dostane, mütevazı; ama bir o kadar zeki, çakmak çakmak eleştirel bir sestir Gülten Akın&#8217;ın şiirleri edebiyat tarihimizde. Varlığı bizim için feyz ve ilham kaynağıdır.</p>
<p>Bir şey daha var: Bilen bilir, güzel yaşlanmak edebiyat aleminde herkese nasip olmaz. Ne yazık ki şair olsun, yazar olsun, eleştirmen olsun, kadın olsun, erkek olsun, hepimizi bekleyen bir tuzaktır yaşlanırken sirkeleşmek. Ne çabuk kararır yüreğimiz. Kızar, köpürür, kıskanır, söylenir; gençlerin bizi anlamadığını, yaşıtlarımızın bizi sevmediğini düşünür, ha bire şüpheler ve garezler besler, başka yazar ve şairlerin başarılarını bize yapılmış bir haksızlık gibi algılarız içimiz sirkeleşince. Ben-merkezci bir uğraştır edebiyat. Nefsini kabartır kişinin. Her yazar ve şairde az da olsa vardır bu sirkeleşme temayülü. Kiminde az, kiminde fazla. Ama işte Gülten Akın bütün bunların çok ötesinde duran, tamamen dışında kalabilen nadir sanatçılarımızdan biridir. O, güzel yaşlandı. Aslında hiç yaşlanmadı ki! &#8220;Deli Kızlar&#8221; yaşlanır mı hiç?</p>
<p>Bugün bir Gülten Akın şiiri okuyun. &#8220;Ben yalnızlığımı gözlerim gibi taşıdım / Unutmak olmazdı unutmadım&#8221; diyen sıcacık sesini duyun yüreğinizde. Yaşadığınız şehrin kumunu yollayın ona. Sevgiyle&#8230;</p>
<p><em>kaynak: zaman.com.tr</em></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/dirilisyazilari.wordpress.com/297/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/dirilisyazilari.wordpress.com/297/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/dirilisyazilari.wordpress.com/297/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/dirilisyazilari.wordpress.com/297/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/dirilisyazilari.wordpress.com/297/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/dirilisyazilari.wordpress.com/297/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/dirilisyazilari.wordpress.com/297/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/dirilisyazilari.wordpress.com/297/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/dirilisyazilari.wordpress.com/297/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/dirilisyazilari.wordpress.com/297/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=297&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/31/turkcenin-en-buyuk-sairi-kim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44b1f7eeb4d6ed70b5c27f2ff313f33d?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">tahabasar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Çağ körleşmesi, Diriliş ufku ve varoluş yolculuğu (2)</title>
		<link>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/15/cag-korlesmesi-dirilis-ufku-ve-varolus-yolculugu-2/</link>
		<comments>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/15/cag-korlesmesi-dirilis-ufku-ve-varolus-yolculugu-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2008 23:43:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tahabasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dirilisyazilari.wordpress.com/?p=291</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Yusuf Kaplan
İnsanlık tarihinde, daha önceki dönemlerde yaşanmayan; dünyada olup bitenleri de, kendi yaşadıklarımızı da anlamamızı zorlaştıran; algılama, görme ve bakış açılarımızı sakatlayan nevzuhûr bir durumla karşı karşıyayız: Tarihte ilk kez tek bir “uygarlık”ın, tek bir algılayış, duyuş ve yaşayış biçiminin, açık ve örtük kontrol ve kolonizasyon biçimleriyle bütün küre ölçeğinde hâkim kılındığı bir zaman [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=291&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Yazar: Yusuf Kaplan</p>
<p><span class="yazarmetin">İnsanlık tarihinde, daha önceki dönemlerde yaşanmayan; dünyada olup bitenleri de, kendi yaşadıklarımızı da anlamamızı zorlaştıran; algılama, görme ve bakış açılarımızı sakatlayan nevzuhûr bir durumla karşı karşıyayız: Tarihte ilk kez tek bir “uygarlık”ın, tek bir algılayış, duyuş ve yaşayış biçiminin, açık ve örtük kontrol ve kolonizasyon biçimleriyle bütün küre ölçeğinde hâkim kılındığı bir zaman diliminde oraya buraya sürükleniyoruz.Yalnızca Batılıların zeitgeist&#8217;larının (zamanın ruhu&#8217;nun), seküler algılama, görme, bakış açısı ve yaşama biçimlerinin yaygınlaştırıldığı, başka zeitgeist&#8217;lara, medeniyetlere varolma ve hayat hakkı tanınmadığı dondurucu bir kış mevsimi bu. İşte bu durum, zamanı durmuştur; çünkü Batılıların ürettiği seküler algılama ve yaşama biçimleri, bütün dünyaya hâkim kılınmıştır. Artık farklı medeniyetler ve toplumlar, kendi zamanlarını yaşa/ya/mıyorlar; Batılıların ürettiği seküler zamanın, seküler algılama, duyuş ve yaşama biçimlerinin içine fırlatılmış gibiler sadece.</p>
<p>Bu durum, tarihi de donmuştur: Tarihi yalnızca Batılılar yapıyor. Batılıların dışındakiler, tarihi yapamadıkları, tarihte tatile çıktıkları, Batılıların yaptıkları seküler tarihin içinde kayboldukları, eritildikleri için oraya buraya sürüklenmekten başka bir şey yapamıyorlar.</p>
<p>Sonuçta, bütün dünyada tek bir zeitgeist&#8217;ın hâkim kılınması, zamanın durması, tarihin donması; Batı dışındaki medeniyetlerin ve toplumların, bu çağa, seküler algılama ve yaşama biçimlerine hapsolmalarına, dolayısıyla baştan çıkarıcı bir çağ körleşmesi sorunu yaşamalarına yol açıyor.</p>
<p>Sonuç, Batı dışındaki toplumların kendi tarihlerine, kendi sorunlarına bakarken bile yalnızca seküler / Batılı bakış açılarıyla bakıyor olmaları gibi bir “cinayet”in zuhur etmesidir. Bu, bir kendi-kendine intihar biçimidir: Çünkü siz kendi&#8217;niz değilseniz, sizin kendi dili&#8217;niz, kendi bakış açılarınız yoksa, yok olmuşsa, o zaman, siz de yoksunuz, yok olmuşsunuz, demektir: Sizin konuştuğunuz bir dil&#8217;iniz, baktığınız bir göz&#8217;ünüz, bakış açı&#8217;nız yoktur, yok olmuş, demektir.</p>
<p>Bu durumda, sizin varolduğunuzdan, tarihi sizin (de) yaptığınızdan, dünyaya sizin dil&#8217;inizle, sizin göz&#8217;ünüz ve bakış açınızla ürettiğiniz esaslı fikirler, sanat eserleri, hayat biçimleri, duyuş ve davranış modelleri sunabildiğinizden elbette ki, sözedilemez. Bu, sizin varolamadığınız; aksine yok olduğunuz, üstelik de bizzat kendi ellerinizle kendinizi yok etmek gibi bir garabeti ve cinayeti işlediğiniz anlamına gelir. Yaptığınız tek şey, Batılıların seküler zamanının içinde yaşadığınız için, Batılıların seküler algılama, varolma, duyma ve yaşama biçimlerini yeniden-üretmeniz ve meşrûlaştırmanızdan, dolayısıyla “körleşme”niz ve “köleleşmeniz”den ibarettir.</p>
<p>İşte üstad Sezai Karakoç, tam da bu çağ körleşmesine ve “köleleşme”sine karşı esaslı bir diriliş hamlesi başlatmıştır. Bizi metamorfoza uğratan, Batılıların gönüllü zihnî kölesi kılan bütün Batılı / seküler algılama biçimlerini yıkan, Cumhuriyet tarihimizin ilk düşünürüdür: Batılılaşmanın, sekülerleşmenin medeniyet iddialarımızı ve ruhumuzu yok ettiğini, bizi intiharın eşiğine sürüklediğini görmüş; bütün zamanları kucaklayabilen, bütün zamanları seferber edebilen, bütün zamanların çocuğu olabilen ve bütün zamanları kendi çocuğu kılabilen bir medeniyet ufku ve yolculuğu armağan etmiştir bize Sezai Karakoç.</p>
<p>Sezai Karakoç, Bediüzzaman ve Necip Fazıl&#8217;la birlikte, yaşadığımız Batılılaşma / sekülerleşme biçimlerine esaslı bir “semantik müdahale”de bulunmuş; bizi körleştiren ve “köleleştiren” seküler algı kapılarını kırarak, ilhamını Kur&#8217;ân&#8217;dan, Hz. Peygamber&#8217;den, İslâm düşünce ve sanat geleneğinden alan esaslı bir medeniyet yürüyüşü ve yolculuğu başlatmıştır.</p>
<p>Sezai Karakoç, kendi entelektüel tarihimizi yeniden başlatan, tarihi ve zamanı zihnî düzlemde yeniden harekete geçiren, dalga-kırıcı ve dalga-kurucu bir çığır açmıştır. O yüzden, Sezai Karakoç, entelektüel tarihimizde, bize kendi zamanımızı yaşatan, kendi dilimizi kurdurtan, kendi bakış açılarımızı armağan eden, kendi medeniyet yolculuğumuzu yeniden hatırlatan ve başlatan bir milattır. Hatırlatmakta yarar var: Elbette ki, Bediüzzaman ve Necip Fazıl olmasaydı, Sezai Karakoç olmazdı.</p>
<p>Bize düşen şey, Sezai Karakoç&#8217;un ektiği diriliş tohumlarını, ilimde, düşüncede, sanatta ve hayatımızın bütün alanlarında derinlemesine ekerek ete kemiğe büründürecek esaslı, sarsılmaz ve savrulmaz bir varoluş yolculuğuna soyunmak, bunun için de, önce hakîkat medeniyetinin fikrî yemişlerini yeşertecek, sonra da bunu hayata geçirme “savaş”ı verecek öncü bir varoluş kuşağı yetiştirmektir.</p>
<p><font class="yazarmetin">kaynak: yenisafak.com.tr</p>
<p></font></span></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/dirilisyazilari.wordpress.com/291/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/dirilisyazilari.wordpress.com/291/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/dirilisyazilari.wordpress.com/291/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/dirilisyazilari.wordpress.com/291/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/dirilisyazilari.wordpress.com/291/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/dirilisyazilari.wordpress.com/291/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/dirilisyazilari.wordpress.com/291/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/dirilisyazilari.wordpress.com/291/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/dirilisyazilari.wordpress.com/291/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/dirilisyazilari.wordpress.com/291/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=291&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/15/cag-korlesmesi-dirilis-ufku-ve-varolus-yolculugu-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44b1f7eeb4d6ed70b5c27f2ff313f33d?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">tahabasar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Çağ körleşmesi, Diriliş ufku ve varoluş yolculuğu (1)</title>
		<link>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/15/cag-korlesmesi-dirilis-ufku-ve-varolus-yolculugu-1/</link>
		<comments>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/15/cag-korlesmesi-dirilis-ufku-ve-varolus-yolculugu-1/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2008 23:41:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tahabasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dirilisyazilari.wordpress.com/?p=289</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Yusuf Kaplan
ABD&#8217;de patlak veren, Almanya, İngiltere, Rusya ve Çin&#8217;e de derinlemesine yayılan ekonomik kriz, seküler-kapitalist Batı uygarlığının 150 yıldır yaşadığı felsefî krizin zorunlu bir sonucu.Kapitalist ekonomik sistem, seküler dünya tasavvurunun ürünüdür. Avrupa&#8217;da Kilise Hıristiyanlığı&#8217;nın Protestanlaşması, beraberinde “Protestan ahlâkı”yla birlikte, hem hayatın, hem de Hıristiyanlığın sekülerleşmesini de getirmiş ve sekülerleşen Protestan ahlâkı, kaçınılmaz olarak kapitalizmin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=289&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Yazar: Yusuf Kaplan</p>
<p><span class="yazarmetin">ABD&#8217;de patlak veren, Almanya, İngiltere, Rusya ve Çin&#8217;e de derinlemesine yayılan ekonomik kriz, seküler-kapitalist Batı uygarlığının 150 yıldır yaşadığı felsefî krizin zorunlu bir sonucu.Kapitalist ekonomik sistem, seküler dünya tasavvurunun ürünüdür. Avrupa&#8217;da Kilise Hıristiyanlığı&#8217;nın Protestanlaşması, beraberinde “Protestan ahlâkı”yla birlikte, hem hayatın, hem de Hıristiyanlığın sekülerleşmesini de getirmiş ve sekülerleşen Protestan ahlâkı, kaçınılmaz olarak kapitalizmin neşvünemâ bulmasına zemin hazırlamıştır.</p>
<p>Şöyle söyleyelim: Pratik ahlâkın öncelenmesi (yani fizik gerçekliğin, yani bu dünyanın, yani araçların, yani bilim ve teknolojinin mutlaklaştırılması), kaçınılmaz olarak pratik ahlâkın pragmatik ahlâka dönüşmesine; bu da, çıkar&#8217;ın mutlaklaştırılmasına ve hayatın çatışma kavramı etrafında kurulmasına ve dönmesine yol açmıştır: Pratik ahlâkın pragma&#8217;ya yol vermesi ise kaçınılmaz olarak pragmanın pranga&#8217;ya dönüşmesiyle sonuçlanmıştır: Foucault&#8217;nun üretilen dünyayı “modernliğin hapishanesi” olarak tanımlaması; Weber&#8217;in, modernliği, “demir kafes” olarak tanımlaması ve anlam krizi ile özgürlük kaybı gibi iki esaslı soruna neden olduğundan sözetmesi, modernliğin omurgasını, ruhunu oluşturan seküler dünya tasavvurunun yaşadığı felsefî krizin telâffuzundan başka bir şey değildi/r.</p>
<p>Nitekim, ikinci sanayi devriminin yavaş yavaş palazlanmasıyla birlikte, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı uygarlığı yaşadığı felsefî krizi iliklerine kadar hissetmeye başlamıştır: Batı uygarlık tarihçilerinin Batı uygarlığının bu son dönemini veya evresini “bunalımlar çağı” olarak tarif etmeleri, o yüzden, boşuna değildir. 19. yüzyılın ikinci yarısı, aydınlanma çağı&#8217;nın, dolayısıyla modernliğin vaatlerini gerçekleştirememesi üzerine karşı-aydınlanma ya da romantik çağ olarak adlandırılan bir çağdır: Felsefede, sanatta ve sosyal hayatta gözlenen yeni arayışlar, Batı uygarlığının felsefî, sanatsal, sosyal ve siyasî olarak büyük bir krizin eşiğine sürüklendiğini haber veren ve modernliğin çöküşünü ilan eden arayışlardır.</p>
<p>Ne var ki, bu arayışlar, modernliğin sonunu ilan etmekten başka esaslı bir çıkış yolu öneremediler: Sonuçta, ulus-devlet çöktü; Avrupa, iki büyük savaş yaşadı ve tarumar oldu; Avrupa&#8217;nın yerine, kısmen ulus-devlet ötesi bir örgütlenmeyi başaran, pragma&#8217;yı her şeyin başı ve kalkış noktası hâline getiren ABD yerleşti; Tanrı, hayattan kovuldu; kâinât tahrip edildi; gezegenimiz büyük saldırılara ve yıkımlara maruz bırakıldı; akıl, hapishaneye kapatıldı, din-dışı kutsallıklarda inanılmaz bir patlama yaşandı ve her alanda neo-paganizm biçimleri pıtrak gibi bitmeye başladı; toplum çözüldü, atomize oldu ve birey, fetişlerine ve dizginleyemediği ayartıcı arzularına ve hazlarına hızla kaçıverdi; sonuçta izafîleşme, tek esaslı felsefî söylem katına yükseldi.</p>
<p>İşte bütün bunlar, modernlik meydan okuması&#8217;yla birlikte, adına ayartıcı bir şekilde dünyayı “medenîleştirme süreci” denilerek dünyanın bütün mevcut medeniyetlerini ya yok eden ya da fosilleştiren, Heidegger&#8217;in deyişiyle varoluşa varoluşsal bir saldırı gerçekleştiren seküler-kapitalist tecrübenin aslında bütünlüğü esas alan medeniyet fikrini yok etmesinin kaçınılmaz sonuçlarıydı ve modern seküler Batı tecrübesinin, dünya üzerinde büyük bir hegemonya kurmasına rağmen, insanlığı, büyük bir varoluş, hakîkat, değerler ve bilgi bunalımının eşiğine sürüklemekten; dolayısıyla kültürel, siyasî ve ekonomik olarak tam bir tıkanmanın ve kaosun eşiğine getirmekten başka bir şey öneremediğinin yakıcı göstergeleridir.</p>
<p>Oysa izafîleşmenin felsefî temeli hâline geldiği bir “uygarlık”, hem kendisini, hem de dünyayı büyük bir bunalımın, kaosun ve çatışmanın eşiğine sürüklemekten başka bir şey yapamaz/dı. Bu bunalımdan çıkışın tek yolu var: İnsanlığa yeniden hakîkati, adaleti, hakkaniyeti, kardeşliği hatırlatacak, bütünlük fikri&#8217;ne dayanan yeni bir medeniyet atılımı gerçekleştirmek. İşte bu atılımı gerçekleştirecek fikir, Bediüzzaman ve Sezai Karakoç tarafından Türkiye&#8217;de geliştirilmiştir.</p>
<p>Cumartesi günü Fatih Belediyesi, bir Sezai Karakoç sempozyumu düzenledi. Bu sempozyumda Sezai Karakoç&#8217;un medeniyet fikri/yatı, çeşitli yönleriyle tartışıldı.</p>
<p>Cuma günkü yazıda sempozyum dolayımında insanlığın nasıl zihinlerimizi ve vicdanlarımızı körleştirici bir çağ körleşmesi sorunu yaşadığını, bu çağ körleşmesinin, Bediüzzaman&#8217;la birlikte farkına varabilen ve nasıl aşılabileceğini gösteren iki önemli düşünürden biri olan üstad Sezai Karakoç&#8217;un medeniyet fikriyatının önümüze nasıl yepyeni bir ufuk ve koridor açtığını; bu diriliş ufkunun ve koridorunun nasıl esaslı bir varoluş yolculuğuna dönüştürülebileceğini göstermeye çalışacağım.</p>
<p><font class="yazarmetin">kaynak: yenisafak.com.tr</p>
<p></font></span></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/dirilisyazilari.wordpress.com/289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/dirilisyazilari.wordpress.com/289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/dirilisyazilari.wordpress.com/289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/dirilisyazilari.wordpress.com/289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/dirilisyazilari.wordpress.com/289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/dirilisyazilari.wordpress.com/289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/dirilisyazilari.wordpress.com/289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/dirilisyazilari.wordpress.com/289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/dirilisyazilari.wordpress.com/289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/dirilisyazilari.wordpress.com/289/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=289&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/15/cag-korlesmesi-dirilis-ufku-ve-varolus-yolculugu-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44b1f7eeb4d6ed70b5c27f2ff313f33d?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">tahabasar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Diriliş Rüyası</title>
		<link>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/15/dirilis-ruyasi/</link>
		<comments>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/15/dirilis-ruyasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2008 23:37:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tahabasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dirilisyazilari.wordpress.com/?p=287</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Mehmet Doğan
“Akan bir nehirsen, yalnız mansabın değil, menbaın da olacak.” diyor, İsmail Habib Sevük. Bugünün gençlerinin anlayacağı dille söylersek: Akan bir ırmaksan, yalnız döküldüğün yer değil, kaynadığın, doğduğun yer de olacak, diyor.Kültür ve medeniyetler de birer ırmak gibi, nehirler gibi doğarlar, kendilerine yataklar aça aça uçsuz bucaksız ummanlara, deryalara doğru kıvrım kıvrım giderek dökülürler.
Bazı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=287&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Yazar: Mehmet Doğan</p>
<p><span class="yazarmetin">“Akan bir nehirsen, yalnız mansabın değil, menbaın da olacak.” diyor, İsmail Habib Sevük. Bugünün gençlerinin anlayacağı dille söylersek: Akan bir ırmaksan, yalnız döküldüğün yer değil, kaynadığın, doğduğun yer de olacak, diyor.Kültür ve medeniyetler de birer ırmak gibi, nehirler gibi doğarlar, kendilerine yataklar aça aça uçsuz bucaksız ummanlara, deryalara doğru kıvrım kıvrım giderek dökülürler.</p>
<p>Bazı nehirler, bazı zamanlar yeraltına kaçar, sonra tekrar çıkarlar. Batışları ölüm, doğuşları da yeni bir hayat olur, çevresi ve halkı için.</p>
<p>Batıp bir daha hiç çıkmayan nehirler olduğu gibi, besleyen nehirleri kuruduğu için kuruyan iç denizler de vardır. Yerlerinde sadece bir çöl kalır, geriye.</p>
<p>Uzay fotoğraflarından bakılınca nehirlerin çoğu mansabından menbaına doğru dallanan birer heybetli ağaç gibi görünürler. Zaten ağaçlar da birer nehir değil midir, göklere doğru akan.</p>
<p>Kutlu şair de öyle diyor ya: “Yerden göğe doğru akan incecik ırmakları / Kendime mahsus bir tarzda dinlerdim ağaç bedenlerinde” (Erdem Bayazıt).</p>
<p>Sonbaharlarda, kışlarda kuruyan ağaçlara can katan, kök ve gövdelerinden dal uçlarına doğru gürül gürül akan bahar özsularıdır, Bengisu ırmaklarıdır.</p>
<p>Bazı nehirler yatak değiştirir. Bazıları da kaynak değiştirir. Bazılarına yabancı kaynaklar katılır. Nehrin rengi değişir, tadı değişir. Nehirler için ölümden farksızdır, bu değişimler.</p>
<p>Bazı ağaçlar da kök değiştirir, gövde değiştirir. Toprak değiştirir, yaprak değiştirirler. Ölümcül bir değişime uğrarlar, uğratılırlar.</p>
<p>Bazı ağaçlar, gövdelerini kaybederler. Toprak seviyesinde kesilir, yok edilirler. Yakınına yöresine başka tohumlardan türeme ağaçlar yerleştirilirler.</p>
<p>Gel zaman git zaman eski ağacın kökünden filizler fışkırır, dallar gelişir, kol kol. Yeni gövdeler oluşur, yol yol. Bir diriliş kuşatır onları.</p>
<p>Dallar, yapraklarla, çiçeklerle donanır. Çiçekler, meyveye durur. Meyveler, yeni çekirdekler demektir. Çekirdeklerse yeni bir hayat, yepyeni bir oluş demektir, diriliş demektir.</p>
<p>“Ağaç, çiçeğinde kökünün rüyasını görür.” (Sezai Karakoç).</p>
<p>Kültür ve medeniyetler de kimi zaman, kaderin bunlara benzer cilvelerini yaşarlar. Bir ölüş ve diriliş vardır, kaderlerinde.</p>
<p>Milletler de bebeklerinde köklerinin rüyalarını görürler.</p>
<p>Bebekleri büyüten kan, besleyen süt ne kadar önemli ise, doğduklarında kulaklarına okunan söz, ruhlarına yüklenen öz de o kadar önemlidir.</p>
<p>Doğduğu kaynağı ve döküldüğü deryayı, kulaklarına fısıldananlarla duyan bir gençlik ırmağıdır, bugün dünyanın dört bir yanında çağıl çağıl akan.</p>
<p>Beslendikleri kaynaklardan aldıkları rahmetle, Seyhun-Ceyhun gibi, Dicle-Fırat gibi, Nil-Tuna gibi, Ganj-Amazon gibi gittikleri yere hayat götüren bir gençlik ırmağıdır, bu.</p>
<p>Anadolu&#8217;nun bağrından yükselen kutlu ağacın dallarının gölgesi, beş kıtaya vurmaya durdu. Dallarda patlayan tomurcuklar, bir sonsuzluk rüyasını taşıyorlar.</p>
<p>İnsanlık, bir cennet rüyasının yorumunu yaşıyor, bu dünya çiçekleriyle.</p>
<p>Tohumu Hz. Âdem&#8217;le yeryüzüne atılan insanlık ağacı, yeniden kutlu meyvelerini vermeye duruyor.</p>
<p>Yüce Rabbimizden duamız, dileğimiz, bu rüyanın gerçekleşmesi, tamamlanmasıdır.</p>
<p><font class="yazarmetin">kaynak: yenisafak.com.tr</p>
<p></font></span></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/dirilisyazilari.wordpress.com/287/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/dirilisyazilari.wordpress.com/287/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/dirilisyazilari.wordpress.com/287/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/dirilisyazilari.wordpress.com/287/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/dirilisyazilari.wordpress.com/287/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/dirilisyazilari.wordpress.com/287/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/dirilisyazilari.wordpress.com/287/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/dirilisyazilari.wordpress.com/287/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/dirilisyazilari.wordpress.com/287/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/dirilisyazilari.wordpress.com/287/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=287&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/15/dirilis-ruyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44b1f7eeb4d6ed70b5c27f2ff313f33d?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">tahabasar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sezai Karakoç&#8217;u anlama çabası</title>
		<link>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/15/sezai-karakocu-anlama-cabasi/</link>
		<comments>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/15/sezai-karakocu-anlama-cabasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2008 23:33:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tahabasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dirilisyazilari.wordpress.com/?p=284</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Mehmet Şeker
Cumartesi günü Fatih Belediyesi tarafından Topkapı Eresin Otel&#8217;de “Şair ve Düşünür Sezai Karakoç Sempozyumu” düzenlendi.Sabah 10.00&#8242;da başlayan oturumlar, kısa aralıklarla devam etti ve akşam 19.30&#8242;da son buldu.
Katılım o kadar yüksekti ki salonda yer bulamayanlar dışarıya taşmıştı.
İleriki oturumlarda başkan olarak görev yapacak ve bildiri sunacak olanlardan bazıları bile yer bulmakta zorlandı.
Öyle ki, son toplantıyı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=284&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Yazar: Mehmet Şeker</p>
<p><span class="yazarmetin">Cumartesi günü Fatih Belediyesi tarafından Topkapı Eresin Otel&#8217;de “Şair ve Düşünür Sezai Karakoç Sempozyumu” düzenlendi.Sabah 10.00&#8242;da başlayan oturumlar, kısa aralıklarla devam etti ve akşam 19.30&#8242;da son buldu.</p>
<p>Katılım o kadar yüksekti ki salonda yer bulamayanlar dışarıya taşmıştı.</p>
<p>İleriki oturumlarda başkan olarak görev yapacak ve bildiri sunacak olanlardan bazıları bile yer bulmakta zorlandı.</p>
<p>Öyle ki, son toplantıyı yöneten Yasin Aktay, önceki oturumlarda salona giremediğini, açış konuşmasında belirtme gereği duydu.</p>
<p> </p>
<p><strong>* * * </strong>Anlaşılan o ki, sempozyumu düzenleyenler de o kadar yoğun ilgi göreceğini tahmin etmemişler.</p>
<p>Alışılagelen türdeki sempozyumlarda, kürsüde bir başkan, yanında üç dört konuşmacı, karşı tarafta ise iki üç dinleyici bulunurken, bu defa durum farklıydı.</p>
<p>Ümit verici bir manzara ile karşı karşıya idik.</p>
<p>Salonun büyük bölümünü gençler doldurmuştu.</p>
<p>Sezai Karakoç hakkında anlatılanları dinlemek için gelen dinleyicilerin yarıdan fazlasını hanımlar oluşturmaktaydı.</p>
<p>Hanımların yarısı başörtülüydü, beylerin yarısı kravatlıydı.</p>
<p> </p>
<p><strong>* * * </strong>Şaban Abak, Saadettin Acar, Cihan Aktaş, Yasin Aktay, Ahmet Albayrak, Fatih Andı, İshak Arslan, Ali Ayçil, Münire Kevser Baş, Osman Bayraktar, Hamit Can, Kenan Çağan, Mehmet Can Doğan, Ömer Erdem, Haydar Ergülen, Nazif Gürdoğan, Ali Haydar Haksal, Vahdettin Işık, Yusuf Kaplan, Turan Karataş, Mustafa Kirenci, Ahmet Murat, Mustafa Özel, Tarık Tufan, Hayriye Ünal, Işık Yanar ve Necip Yılmaz katılacak isimler arasında bildirilmişti.</p>
<p>Birkaç isim mazeretleri sebebiyle orada bulunamadıysalar da hazırladıkları bildirileri vekâleten sunuldu.</p>
<p> </p>
<p><strong>* * * </strong>Bildiri sahiplerinin en büyük sıkıntısı vakit yönündendi.</p>
<p>Hepsi de ayrıntılı şekilde hazırlanmış, Sezai Karakoç&#8217;u bir yönüyle anlatmak için heyecanla koşup gelmişlerdi.</p>
<p>Keşke her bir konuşmacıya birer saat süre tanınabilseydi de sempozyum on gün devam etseydi.</p>
<p>Öyle olsa bile, yine de Sezai Karakoç&#8217;un ve düşüncelerinin ve şiirlerinin ve hayatının ve etkilerinin ancak bir bölümü anlatılabilmiş olurdu.</p>
<p>Evet, gerçekten sadece bir bölümü anlatılabilirdi yine de. Buna inanın.</p>
<p>Zira biz toplantıya ertesi günün ilk saatlerine kadar devam ettik.</p>
<p> </p>
<p><strong>* * * </strong>Sezai Karakoç imzalı eserlerin yalnızca isimlerini zikretmek dahi yarım saat sürer.</p>
<p>Tek bir kitabı, tek bir yazısı, tek bir şiiri için, kapısında bende olmayı kabullenebilir insan.</p>
<p>Savunduğu tek bir kavram için hayatını adayabilir, o kavram ve o üslup karşısında hayranlık duyanlar.</p>
<p>Mesela “İslam Medeniyeti” olsun o kavramlardan biri… Başka bir kavrama ne gerek var ki?</p>
<p>Ne mutlu bize ki o toplantıya katılma fırsatı bulmuşuz.</p>
<p>Ne mutlu bize ki Sezai Karakoç ile aynı çağda, aynı ülkede, aynı şehirde, aynı muhitte yaşamaktayız.</p>
<p>Ziyaretine gitmiş, çayını içmiş, sohbetine iştirak etmişsek ve bundan bahtiyarlık duymuşsak, daha ne isteriz!</p>
<p><font class="yazarmetin">Ondan ötesi kitaplarında.</p>
<p></font></span></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/dirilisyazilari.wordpress.com/284/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/dirilisyazilari.wordpress.com/284/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/dirilisyazilari.wordpress.com/284/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/dirilisyazilari.wordpress.com/284/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/dirilisyazilari.wordpress.com/284/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/dirilisyazilari.wordpress.com/284/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/dirilisyazilari.wordpress.com/284/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/dirilisyazilari.wordpress.com/284/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/dirilisyazilari.wordpress.com/284/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/dirilisyazilari.wordpress.com/284/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=284&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/15/sezai-karakocu-anlama-cabasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44b1f7eeb4d6ed70b5c27f2ff313f33d?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">tahabasar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Tüm zamanların şairi Sezai Karakoç</title>
		<link>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/15/tum-zamanlarin-sairi-sezai-karakoc/</link>
		<comments>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/15/tum-zamanlarin-sairi-sezai-karakoc/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2008 23:30:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tahabasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dirilisyazilari.wordpress.com/?p=282</guid>
		<description><![CDATA[Ünlü düşünür ve şair Sezai Karakoç&#8217;un Türkiye&#8217;nin sosyokültürel hayatına dün ve bugün yaptığı katkıların konuşulduğu &#8216;Şair ve Düşünür Sezai Karakoç&#8217; sempozyumunda Karakoç, Diriliş akımı, Karokoç&#8217;un İkinci Yeni&#8217;deki konumu, medeniyet tasavvuru ve gelenekle ilgisi tartışıldı.
Fatih Belediyesi&#8217;nin Topkapı Eresin Otel&#8217;de düzenlediği sempozyumda oturumları Ersin Nazif Gürdoğan, Yasin Aktay, Tarık Tufan, Ali Haydar Haksal ve Vahdettin Işık yönetti. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=282&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Ünlü düşünür ve şair Sezai Karakoç&#8217;un Türkiye&#8217;nin sosyokültürel hayatına dün ve bugün yaptığı katkıların konuşulduğu &#8216;Şair ve Düşünür Sezai Karakoç&#8217; sempozyumunda Karakoç, Diriliş akımı, Karokoç&#8217;un İkinci Yeni&#8217;deki konumu, medeniyet tasavvuru ve gelenekle ilgisi tartışıldı.</p>
<p>Fatih Belediyesi&#8217;nin Topkapı Eresin Otel&#8217;de düzenlediği sempozyumda oturumları Ersin Nazif Gürdoğan, Yasin Aktay, Tarık Tufan, Ali Haydar Haksal ve Vahdettin Işık yönetti. Sezai Karakoç&#8217;un katılmadığı sempozyumunun açılış konuşmasını yapan Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, Karakoç&#8217;un düşüncelerinin kritik edilmesinin önemine dikkat çekti. Sempozyumun koordinatörü Saadettin Acar, Karakoç&#8217;u konuşmanın, Türkiye&#8217;nin yaşadığı son birkaç asırlık kültürel ve düşünsel macerayı konuşmakla aynı anlama geldiğini söyledi. Acar, &#8220;Karakoç&#8217;tan söz etmek, sadece sanatta çığır açmış iyi bir şairden söz etmek değil, aynı zamanda önemli felsefi ve sosyolojik tezleri olan, tarihe, medeniyete, dine, sosyal hayata, kültüre, siyasete, küresel sorunlara dair çarpıcı tespit ve çözüm önerileri de bulunan bir mütefekkirden de söz etmek demektir&#8221; dedi.</p>
<p><strong>DAİMA UMUT VERDİ </strong></p>
<p>Şair Ömer Erdem de umutsuzluk ve mutsuzluk içine düşmüş Türkiye&#8217;ye, Müslümanlara ve insanlığa Karakoç&#8217;un şiirlerinde ve yazılarında her daim bir umut olduğunu, umut ve mutluluk kaynağının da maneviyat ve ilahi aşk olduğunu söyledi.</p>
<p>Mehmet Can Doğan, Karakoç&#8217;un İkinci Yeni&#8217;lerin imaj ısrarından ve dil sapmalarından uzak olduğunu anlattı. Doğan, yok sayılan geçmiş ile bugünü ve yarını fikir dünyasına taşıyan Karakoç&#8217;un bugünü Osmanlıya ve hatta Selçuklulara bağladığını ifade etti. Şair Haydar Ergülen, Karakoç&#8217;un Türkiye&#8217;nin en büyük şiir hareketi İkinci Yeni&#8217;nin önemli bir şairi olduğuna dikkat çekti. Şair Ali Ayçil, Karakoç&#8217;un bir çok şiirinin çok farklı anlamlar taşıdığını söyledi. Necip Yılmaz da, Karakoç&#8217;un birçok şiirinde insanın her dönemde yaşadığı halleri ve onlara derman olabilecek ve ufuk açabilecek bakış açılarını bulabileceklerini anlattı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Mağlup görünür ama hep galiptirler</strong></p>
<p>Sempozyumda konuşan Yeni Şafak editörü Hamit Can, Karakoç ile Diriliş&#8217;i birbirinden ayırmanın mümkün olmadığını söyledi: &#8220;Karakoç ve Diriliş&#8217;in birbirlerinde yok oluşları ve var oluşları, nefesle ses gibidir. Duruşları ve üslupları birdir. Biri &#8216;gökte yapılıp yere indirilen şehir&#8217;leri tasvir ederse diğeri &#8216;toprağa yakınken gökte nar bahçesi düzenleyen insanoğlu&#8217;nu. Geçmişle gelecek, teoriyle pratik, fizikle metafizik, hayatla ölüm, onlara göre tek yapıdır. Bakışları ve mizaçları gereği bölüp parçalamadan algılar ve yorumlarlar. Biri mutlak hakikatin rüyasıysa, öbürü rahmani rüyanın hakikatidir. Onların gözünde reklam, olsa olsa bala katılmış şeker, ün, mevki ve mal ise büyük yürüyüşte ayak kanatan zehirli dikenlerdir. Bir velinin Karakoç hakkındaki buyurdukları ifadesi ile Onlar ki, hep mağlup görünürler, fakat hep galiptirler.&#8221;</p>
<p> </p>
<p><strong>Sempozyum kitap olacak </strong></p>
<p>Karakoç birçok yönüyle tartışıldığı sempozyuma Vahdettin Işık, Ali Haydar Haksal, Mehmet Can Doğan, Haydar Ergülen, Ali Ayçil, Necip Yılmaz, Tarık Tufan, Fatih Andı, Ahmet Murat, Ömer Erdem, Işık Yanar, Cihan Aktaş, Nazif Gürdoğan, Ahmet Albayrak, Yusuf Kaplan, Mustafa Kirenci, İshak Arslan, Münire Kevser Baş, Yasin Aktay, Kenen Çağan, Şaban Abak, Hamit Can, Mustafa Özel ve Osman Albayrak gibi isimler katıldı. Sempozyuma katılanların tebliğlerinden oluşacak kitap da önümüzdeki günlerde &#8216;Sezai Karakoç Kitabı&#8217; olarak yayınlanacak.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><span class="haberdetaytarih">16.11.2008 kaynak: yenisafak.com.tr</span></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/dirilisyazilari.wordpress.com/282/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/dirilisyazilari.wordpress.com/282/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/dirilisyazilari.wordpress.com/282/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/dirilisyazilari.wordpress.com/282/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/dirilisyazilari.wordpress.com/282/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/dirilisyazilari.wordpress.com/282/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/dirilisyazilari.wordpress.com/282/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/dirilisyazilari.wordpress.com/282/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/dirilisyazilari.wordpress.com/282/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/dirilisyazilari.wordpress.com/282/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=282&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/12/15/tum-zamanlarin-sairi-sezai-karakoc/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44b1f7eeb4d6ed70b5c27f2ff313f33d?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">tahabasar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Diriliş Şairi Erdem Bayazıt</title>
		<link>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/07/07/dirilis-sairi-erdem-bayazit/</link>
		<comments>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/07/07/dirilis-sairi-erdem-bayazit/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2008 21:56:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tahabasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dirilisyazilari.wordpress.com/?p=274</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Murat Soyak
İnsan, umut ile yaşar. Yürümek, umut ile…“Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı”. Karanlıklar dağılacak elbet. Kötü gidiş bir gün son bulacak. Fert fert varoluş sorgusu. Karşı duruş, bilenmiş bir bilinç ile…Yangınlardan, yıkımlardan geçip yeniden başlamak mümkün. Yaralarını sağaltan yiğitler yolda şimdi: “Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocuğu”.
Ve şehirde karşı yapılar, karşı dil, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=274&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Yazar: Murat Soyak</strong></p>
<p>İnsan, umut ile yaşar. Yürümek, umut ile…“Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı”. Karanlıklar dağılacak elbet. Kötü gidiş bir gün son bulacak. Fert fert varoluş sorgusu. Karşı duruş, bilenmiş bir bilinç ile…Yangınlardan, yıkımlardan geçip yeniden başlamak mümkün. Yaralarını sağaltan yiğitler yolda şimdi: “Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocuğu”.</p>
<p>Ve şehirde karşı yapılar, karşı dil, karşı öneri. Kabul edilemez. Bu çürüme, bu bozgun karşısında susma. Kalabalıkların uğultusu, makine sesleri… Söyleyecek bir sözümüz var. Aşka, inanca, toprağa, insana doğru yürüyüşümüz devam edecek: “Bir adam belki de en çok bir rüzgârdır şimdi.” Huzursuzluğu çoğaltan bu yapılanma değişmeli. Kurgulanmış şehir hayatı boğuyor insanı. Çelik kapılar, çıkmaz sokaklar ve göç etmiş kuşlar… Nerede insan sıcaklığı? “Durmasın ulu rüzgâr şehri göklere savursun.” Geçmiş zamanda kalan iyilikler, güzellikler… “Bizim ellerimiz vardı şimdi onlar nerede”. Biz vardık bir zamanlar… Bir türküyü birlikte söylemek gibi. Sarmaşık duygular, düşünceler ikliminde bir ahenk vardı: “Biz vardık şimdi o biz nerede.” Şimdi bir başına, yalnızız…Çoğalan gürültü, pas… “Şehir bir mahşer gibi içimizde ölür.”</p>
<p>Ansızın çıkagelir, ölümdür. Yeryüzü üzerine ne kadar hesap varsa bozulur, ölümdür. Gün ortasında bir çağrı ve dünyadan kopuş, ölümdür. Muhasebe…“Ölümü konuşan damla damla.”</p>
<p>Şehirde olmak ölüm ile eşdeğer. Hatırlatır birisi, diğerini. “Altımızda kayan bu ölü şehri durdursana”. Kötü gidişin farkında oluş ve çözüm noktasında arayışlar… Çocuklar ile geleceğimiz aydınlık, umudu çoğaltır çocuklar.</p>
<p>“Bir tren atılır kurşun gibi geceye.” Zaman zaman içinde, yeni güne hazırlık… “Sayfalar sayfa olurken Kur’an’la”. Yeni bir oluşa şahit oluş, okunan sayfalar… Hakikat bir kez daha dile gelir.</p>
<p>Eşyadan, maddeden kurtuluş çabası. Sesler maveraya çağırır: “Sebeb Ey”. Sonsuzluğa duyulan hasret , tabiat kitabından işaretler ile yolculuk. Ve nihayet “Aklı yontan o sonsuz sesi bulur.” İnsanı kuşatan, boğan madde zindanından kurtuluş anlatılır: “Ve beyaz îman çizer sesini / Tamamlar kavisini”</p>
<p>Dostların bir bir ayrılışı, ölümü. Artan yalnızlık: “Onlar gittiler”. Geride kalan şimdi hatıralara sığınır. Hayatın içinden bir tablo bu. Hüzün renginde: “Onlar gittiler / Giderken bir muştu gibiydiler”</p>
<p>Yanlış yapılar, karanlık pazarlıklar… Kirli çark dönüyor. Bir gün kurtuluş için hareket başlar ve beklenen yiğitler gelir: “Yüzleri Mekke ülkesi gözleri Medine çeşmesi”. Güzel insanların gelişi ile arınmaya durur şehir. Zulüm son bulsun diye, hakikat egemen olsun diye bu geliş: “Taradılar gözleriyle ağır ağır şehrin saçlarını / Akladılar bir bir bitlerini / Fosfor ellerini uzatarak balkonun uçsuz uzantısından / Yanan şehri tuttular.”</p>
<p>“Yağmur yüzümüze değince / Çıkacağız yola”. Her yenilgiden, yıkımdan sonra başlayan sorgulama. Uzun sürmüş duraklama, gerileme sonrası yeniden başlamak: “Ey düştüğü yerden kalkmağa hazırlana ülke”.</p>
<p>Beş vakitte öğreti, sefere çıkma vakti. Müslümanca bir bilinç ile olup bitenleri düşünmek. Nerede yanlış yapıldı, nedir bu yenilgilerin sebebi? “Kargaların sırtlarlarla anlaştığı bir günde / Bir yabancı fırtınaya tutulan yapraklarım.” Bu olumsuz durum ilelebet devam edemez:</p>
<p>“Elbet kıracağım bir gün bu ihanet kelepçesini”. Yetimin, yoksulun hakkı sorulacak elbet; emeğin karşılığı verilecek: “Gündüzler nasıl beklerse gecenin bitmesini / Sabırla söküyorum bu tarih gecesini”. Dünyanın bütün mazlumları için sözümüz. Evrensel bir çağrıdır bu: “Birden aydınlık kazanır zulma uğramış bütün yürekler”. Ve umudu, muştuyu yüklenir mısralar: “Dünyanın kalbini dinle geliyor adım adım / Dallar meyvaya dursun toprak tohuma dursun / İnsan barışa dursun selâma dursun zaman / Sabır savaş zafer. Adım: MÜSLÜMAN”</p>
<p>Çağa tanıklığın işareti şiir. Akan kan, yaralı anne, masum çocuk… “Bosna’ya Yazıt”</p>
<p>“Boşluk-lu Yaşamak” şiirinde haksızlığa uğramış bir insan ve seyirci kara kalabalık var. Bir sahne canlanıyor gözümüzde. Bir sahne acıyı çoğaltan…</p>
<p>Karanlık, korkak idamlıklar, yeni bir çağ, bombalar, beyaz çarşaflarda al kanlar, kimsesizlik… Zor zamanda bir ışık olmak. Bütün olumsuzluklara karşın yine de umut var: “Ben sizi mavi sabahlara sararım” ve “Ben serin mezarlara muştular götürürüm”.</p>
<p>Hep teyakkuzda şair, uyarıcı, yol gösterici… “Bir gürültülü yaşamağa gidiyor dünya boşalan bir deniz gibi / Bu sesler ormanında kaybolan bir çağ bu / Nereye gitsem hep apartmanlar çıkıyor önüme / Alıp başımı duvarlara çarpıyor bu yollar / Gidip gelmelerim bu dar sokaklarda / İnsanların koşup dolduğu bu dar yapılarda / Bir kısır döngüye girmek için çabalar / Biz bunun için mi geldik”. Yaşadığı zamandan hoşnut olmadığını duyuran mısralar. Bir çağ eleştirisi diyebiliriz: “Her şey bir makina düzenine gidiyor”. Bu sınırlı çağdan kurtulmak ister: “Irmak yatağına sığınıyorum sınırlı bir çağ bu”. Bitmez tükenmez oyunlar, yalanlar, hileler sarmalında dünya: “Baktığımız her şeyde bir yalan kabuğu”. Yılmak, yıkılmak yok. Direniş çağrısı: “Bir ağacı büyütüyorum her yerimle”. Susmak bazen en güzel cevaptır. Susmak, için için yeniden hazırlanmak sefere: “Susmanın kalesine sığınıyorum / Önümde karanlıktan duvarlar / Sırtımda insan yüklü bir gök var”.</p>
<p>Mazide kalan evler, o evlerdeki sıcaklık, ahenk…Yitik iyilikleri, güzellikleri arayan bir bakış: “Siz oturdunuz mu hiç kıldan ince uçurumlarda”</p>
<p>Ölüm daima gündemdedir. Ölümü anlamak ve anlatmak çabası: “Bekleyin geliyor ölüm usulca / Usulca girer koynunuza”</p>
<p>Kar yağıyor. Rahmet, bereket… “Dünyanın en uzun hüznü yağıyor / Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne”. Karın yağışı ile başka bir sayfa açılır. Bir imkandır yol bulmak için bir imkandır mavera için: “Belki bulmağa gidiyorsun kaybettiğimiz O insan ve tabiat çağını” Karanlık denizlerde saklı inciler ve hatıralar, vefa duygusu, bağlılık… “Karanlık denizlerin dibinde / Birtakım incilerin olduğunu / Birtakım incilere ve hatıralara / Neden bağlı olduğumuzu unutma”</p>
<p>Yalnızlık üzerine söylenmiş: “Katı bir yalnızlık bu bilmelisin”. Kırgın, kaygılı, tedirgin bir hali var: “Kalbim niçin bu kadar yabancı sen niye yoksun”. Bu bunalım bir yere kadar. Kuşatmayı yarmak gerek: “Hadi tut elimden gök gibi ölü kadar yalnızım”.</p>
<p>“Sabah Koşusu” aydınlık bir şiir, her mısrada yaşama sevinci dile geliyor. Güneş, rüzgâr, serinlik, deniz, karınca, böcekler, çoban, yıldızlar, arabacı, yalın ayak bir koşu, derin asfalt… “Göğü kapatan çatıları yıkıyoruz ellerimizle / Ve şunu iyi anlıyoruz / En iyisi yürüyerek gidilir yaşamağa”.</p>
<p>Denize bakış… O dalgalı mavide saklı olanı, hikmet ışığı ile bulmak: “Bilmediğimizi anlıyoruz / Görmediğimizi seziyoruz”.</p>
<p>Çocuklar ve deniz bir şiirde. Çocuk saflığın, umudun timsali. Dalgalı deniz, hayatın ta kendisi. Hayat bir gün bize de güler elbet: “Denizin bir gülüşünü yakalıyor çocuklar ellerinde oltaları”</p>
<p>Dağlar için bir güzelleme, tabiata yöneliş… “Burçlarında ceylân taşıyan yücelere ey”. Kuytu yerlerinde sümbüller, nergisler eteklerinde, gökten muştu indiren güvercinler, dorukları bembeyaz, güneşe uzanan ağaçlar, derin sular… “Ey dağlar nerdesiniz ey”. Şair, şehir hayatından bıkkınlığını da ifade eder: “Kim bizi senden koparan / Hangi ses çağıran bulvarlara / Dengemizi bozan intihar vitrini bulvarlara”</p>
<p>Bir güvercin serinliği, ötelere kanat çırpan… “Güvercinler” şiirinde olup bitene tanıklık ve sorgulama belirgin: “Güneş sanki günahımızdı üstümüzde”.</p>
<p>“Artık beni parktaki ağaç bile anlamıyor”. Karamsar bir ruh halini yansıtıyor. Gün gelir hayat daha bir zorlaşır. Bütün kapılar kapanmış gibidir. Bir umut yine de vardır: “Yalnız imkânsızlığı mı anlatır bir bulut / Yağmağa hazır bekliyorsa gökyüzünde”.</p>
<p>Yaşadığı zamana, şahit olduğu olaylara bir eleştiri. Günah yüklü gemilerde kalın tasmalı gölgeler… Kafaları kalın, gözleri kalın, kulakları kalın…Onlardan uzak durmak ister şair. Tabiata yöneliş bir kez daha ifade edilir: “Sonra bir çağ geldi / baktım kafamda karıncalar vardı / sonra yapılardan yollardan bıkmıştım / ıssız sokaklar beni ürkütüyordu / kötü meydanlarda boğuluyordum / suları borulara almalarına kızıyordum / hele hele hep düğmelere basıp yaşamalarına çok çok içerlemiştim / sonra kalkıp afrikaya gittim / ohh afrikaya”.</p>
<p>Şehirden kaçıp kurtulmak ister. Yabancılaşmanın hüküm sürdüğü şehirde yaşamak azap vermektedir. Gün gelir ve şehre veda eder: “Bu şehirden gidiyorum”.</p>
<p>Memlekete, insana, acılara, hayata dair dokunaklı bir şiir. Destansı anlatım. Anadolu görkemli bir söyleyiş ile şiire yansır: “Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair”. Şair, yoksulluğu, gurbeti, kimsesizliği, aşkı, hakikati anlatıyor. Yaşadığımız hayatın içinden, yalın, yiğitçe…“Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden / Harfler harb düzeni almıştır mısralarda”.</p>
<p>Yalnızlık, bekleyiş ve efkâr… Sonbahar, kanatlanan hüzün: “İçimin dağlarını duman basmış”.</p>
<p>Nedir dünya dedikleri? Şair, dünya hayatına bakışını dile getirmiş. Dünya algısı, şu mısralarda özellikle vurgulanmış: “Bir otel odası kadar bana aitsin / Bir mağara gibi hiç kimseye / Herkese bir deniz gibi / Biliyorum sadece bir emanetsin”.</p>
<p>Bir yitiği aramakta şair: “Biz gene dağlara dönelim”. Dağ, toprak, gök, çimen, ırmak… Tabiat unsurlarından hareket ederek köklere, ötelere ulaşmak isteği. Ve hikmet ışığı: “Yerden göğe doğru akan incecik ırmakları / Kendime mahsus bir tarzda dinlerdim ağaç bedenlerinde”. “Tabiat Risalesi” bütün sadeliği, yalınlığı, ışığı, devinimi ile dirilişi muştular.</p>
<p>“Aşk Risalesi” şiiri “Dirilmek yeniden” mısrası ile başlar. Bu ilk mısra, aşk ile varılmak istenen yeri, hedefi gösterir. İnsanı boğan alışkanlıkları terk etmek, rutin işleyişin dışına çıkmak, çağın çürütücü gürültüsünden kurtulmak: “Yürürken otururken yatarken / Hep çürümek durumunda kalmış / Duyduklarımızdan dolayı kulaklarımız / Gördüklerimizden ötürü gözlerimiz / Dokunduklarımız için ellerimiz”. Şair, yaşanan durumu, şu mısralar ile açıklığa kavuşturur: “Belli bir bozgun yaşamışız / Her şeye ölüm dadanmış sanki”. Ve kalbi onaran ışığa doğru yolculuk başlar: “Aşkın son saltanatını yaşamak için mi ey kalbim / Ruhun serüvenine bir kale olmak için mi / Bu başkaldırma kanatlanma”. Yeniden başlamak aşk ile… “Ey aşk ey dirilik soluğu ey evrenin hareket kaynağı”. Dar zamandan sonsuza varmak: “Aşkın bir adı da berekettir”. Anlamak ve anlatmak bir ömür hakikati. Yılmak, usanmak yok: “Aşkın bir adı da yorulmamaktır”.</p>
<p>Peygamber Efendimiz ve sahabeler, Hicret dönemi, Bedir savaşı ve özellikle Uhut savaşı anlatılmış “Savaş Risalesi”nde. Şiirin anlatım imkânları ile asr-ı saadete yolculuk: “Yeni bir vakte eriyordu yürekler”. Duyarlı bir bakış. Ve mazlumun yanında: “Öyleyse ey şair sen de davranmalısın”.</p>
<p>Ölüm bir soru, cevap bekler. “Ölüm Risalesi” şiirinde ölüm değişik bakış açıları ve anlam boyutları ile işlenmiş. Etkili, sarsıcı bir şiir: “Damla damla oluşuyor hayat / Ölüm kımıl kımıl / Duymak kolay / Anlatmak değil”. Zaman geçiyor. Fani dünya, fani insan&#8230;“Tekrarlayıp duruyor saat / Vakit de mahlûktur / Vakit de mahlûktur”. Bir akış var öteye: “Mahlûkta devinen / Gürül gürül bir ırmaktır ölüm”. En tesirli muallim derler ölüm için. İnsan unuttuğunu bir kez daha hatırlar: “Herkes susar / Konuşur ölüm”. Gün gelir veda vaktidir. Ölüm düşüncesi üzerine odaklaşır şair, kuşatıcı anlama işaret eder: “Biliyorum yaklaşıyoruz her an / Biliyorum oruçlu doğar insan / Ölümün iftar sofrasına”. Ölmeden önce ölüp de dirilmenin çabası. Ve gerçek hayata yürümek ışık ışık…</p>
<p>Solmaz güzelliği aramak, sonsuz ufuklarda… “Ey hep bir kelime arayan kalbim / Sonra arayan tekrar arayan kalbim”</p>
<p>Bir fetih nağmesi olur şiir. Mısra mısra çağlayan&#8230; Arayış sonrasında bulmanın sevinci yaşanır: “Yoruldun ama buldun ey kalbim emâneti”. Çile döneminden sonra açılan kapılar: “Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden / İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden”. Ve ölüme dair derin, veciz mısralar: “ Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm / Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm”.</p>
<p>Yeni şiirlerinden “Kız Kulesi” daha çok hüzün makamında. Bir yalnızlık şiiri ama umutsuz değil; yine hayata, insana, hakikate doğru. Somut bir yapıdan hareketle insanın hallerini, tarihsel akışı okumak mümkün.</p>
<p>Erdem Bayazıt’ın şiiri, sesli bir şiirdir. Hareketli, gür, gümrah söyleyiş daha belirgin. Sert, keskin üslûba eşlik eden lirik bir akış var. İç ahenk sağlanmış. İmgenin imkanlarından yararlanır ama imgeci değil. Yaşanan acılara, haksızlıklara karşı duyarlı. Kötülük odaklarına karşı tavır alır, muhalif. Yola ışık tutar. Gelecek güzel günleri duyurur. Savaşçı ve hep umut var. Diriliş için mücadele eder. Şiirlerinde tabiat, şehir, ölüm konuları; yabancılaşma, arayış, sorgulama ve öze dönüş odağında işlenir. “Ben” demek yerine, daha çok “biz” der. Erdem Bayazıt, şiirimiz adına büyük kazanım. Okuyucusunu bulmuş bir şair ve daima okunacak. Selâm olsun !..</p>
<p><em><strong>“Yedi İklim” Edebiyat Dergisi, Mart 2008<br />
Erdem Bayazıt Özel Sayısı</strong></em></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/dirilisyazilari.wordpress.com/274/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/dirilisyazilari.wordpress.com/274/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/dirilisyazilari.wordpress.com/274/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/dirilisyazilari.wordpress.com/274/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/dirilisyazilari.wordpress.com/274/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/dirilisyazilari.wordpress.com/274/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/dirilisyazilari.wordpress.com/274/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/dirilisyazilari.wordpress.com/274/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/dirilisyazilari.wordpress.com/274/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/dirilisyazilari.wordpress.com/274/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/dirilisyazilari.wordpress.com/274/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/dirilisyazilari.wordpress.com/274/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=274&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/07/07/dirilis-sairi-erdem-bayazit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44b1f7eeb4d6ed70b5c27f2ff313f33d?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">tahabasar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Şairi doğduğu yerde duymak</title>
		<link>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/06/30/sairi-dogdugu-yerde-duymak/</link>
		<comments>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/06/30/sairi-dogdugu-yerde-duymak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2008 21:33:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tahabasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dirilisyazilari.wordpress.com/?p=262</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Turan Karataş
Şairler, doğup büyüdükleri, dünya renklerini kuşandıkları ve &#8220;çocukluk cenneti&#8221; misal şiirlerine koydukları mekânı/ coğrafyayı, ilerleyen yaşlarında gördüklerinde nasıl bir duyguya bürünürler? Eşdeğer bir deyişle, dünyayı ilk görüş, ilk fark ediş, ilk algılayış, zihne bir &#8220;mıh gibi&#8221; oturan imajları ilk kaydediş yeri olan ve sonra motif motif, desen desen hatırlanıp yeni anlamlarla yoğrularak sanatın [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=262&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Yazar: Turan Karataş</strong></p>
<p>Şairler, doğup büyüdükleri, dünya renklerini kuşandıkları ve &#8220;çocukluk cenneti&#8221; misal şiirlerine koydukları mekânı/ coğrafyayı, ilerleyen yaşlarında gördüklerinde nasıl bir duyguya bürünürler? Eşdeğer bir deyişle, dünyayı ilk görüş, ilk fark ediş, ilk algılayış, zihne bir &#8220;mıh gibi&#8221; oturan imajları ilk kaydediş yeri olan ve sonra motif motif, desen desen hatırlanıp yeni anlamlarla yoğrularak sanatın madeni yapılan intibaların daracık coğrafyası olan o yerleri, yıllar sonra görünce yaşanan nasıl bir duygudur? Bu his, yürek kabartıcı mıdır, hayal kırıcı mı, umut aşılayıcı mı, yoksa bildiğimiz türden koyu bir geçmiş zaman özlemi mi? Bunu bir şairden dinlemeye değer. Ama yaşadığım bir duygu var ki, o da söylenmeden geçilemez. Bir şiiri, şairinin doğduğu toprakların üstünde dinlemek, o atmosfer içinde şiiri dinlerken mekân ve insanın ne kadar da sıkı bir bağla birbirlerine bağlandıklarını görmek.</p>
<p><a href="http://dirilisyazilari.files.wordpress.com/2008/06/turank.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-265" src="http://dirilisyazilari.files.wordpress.com/2008/06/turank.jpg?w=300&#038;h=225" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Ergani&#8217;de ilçenin önündeki münbit bir ovada kurulmuş Anadolu Lisesinin düzenli ve pırıl pırıl konferans salonunda, o lisenin öğrencilerinden dinlediğim Sezai Karakoç şiirleri, beni tarifi imkânsız hislerle buluşturdu. Bu gençler, ezberlerinden büyük bir içtenlikle okudukları o şiirleri yazan o büyük şairin, kendileri gibi bu kasabanın (şimdi büyük bir ilçe) rüzgârıyla karardığını, karıyla üşüdüğünü, bahar yağmurlarıyla ıslandığını, aynı gökyüzünün altında uykuya daldığını, gül kokularıyla rayihalandığını, yaz gecelerinde damlarından yıldızları gözlediğini, sokaklarında yürüdüğünü, &#8220;kara incir ve nar&#8221;larından yediğini düşünmüşler midir? Hiç değilse bunların bir kısmını aklından geçirenler olmuştur. Söz gelimi, &#8220;Masal&#8221; şiirini baştan sonra ezberinden ve sanki anlatılanları seyrediyormuş gibi, &#8216;masal&#8217;ın içindeymiş gibi okuyan o karayağız delikanlının, sesindeki titreyişten ve içtenlikten ben bunu çıkardım. Ergani, geçtiğimiz günlerde en anlamlı, en duygulu ve duyarlı günlerinden birini böyle yaşadı. İlçenin, daha evvel bu kertede heyecan verici, böyle manidar ve bu derece müstesna bir güne tanıklık etmiş olabileceğini sanmıyorum. Kadirbilir kaymakam Enver Ünlü&#8217;nün gayretleriyle, 75 yaşındaki Sezai Karakoç, ilk kez doğduğu ilçenin topraklarında, onun ne kıymette bir sanat ve düşünce adamı olduğunu çoğunun bilmediği hemşehrilerinin önünde anıldı, anlatıldı. Kaymakam Beyin o sıcak ilgisi şöyle dursun, tavırlarına yansıyan heyecanını, mutluluğunu görünce ışıltılı bir sevinç duydum. Dediğim şu, bir insan bazen bir aileyi, bir kurumu, bir kenti dahası şansı yaver giderse, koşullar olgunlaşırsa bir ülkeyi bile iyileştirebilip ihya edebiliyor. Yaralarını emleyerek acılarını azaltıyor. Yaşanılır bir dünyaya buyur ediyor insanları. Huzuru muştuluyor. Bunun örnekleri tarihte de, bugün de az değil. Kaymakam Enver Ünlü böyle bir idareci. Bunu nereden çıkardım. İnsanlardaki birlik ruhundan, böyle bir günü düğün bayram addedip davullu zurnalı karşılamadan, yüzlerdeki ışıltıdan, şairin memleketine buyur edilmesinden, yakalardaki Sezai Karakoç rozetinden&#8230; Hiçbir şeyden değilse, makam arabasını bırakıp misafirleriyle aynı araca binerek Baba Piran dağındaki Zülküfül Makamına gelişinden&#8230; Sezai Karakoç&#8217;u temsilen toplantıya katılan ve oradakilere şairin selamını, teşekkürünü getiren yeğeni İlkay Karakoç&#8217;un naklettiği bir söz yüreğimi kanattı. &#8220;Dayımın iki üzüntüsüne şahit oldum&#8221; dedi İlkay Bey. &#8220;Biri dedemin (Yasin Efendi&#8217;nin) ölümü; diğeri de doğduğu, çocukluğunu geçirdiği evin satılması.&#8221; Ne kadar üzülsek azdır, Ergani&#8217;de Sezai Karakoç&#8217;un evi yoktur, yani onu hatırlatacak bir yapı yoktur. Yıllar önce satılan evleri yıkılıp yerine betonarme bir bina yapılmış. Şairin, gölgesinde gelecek tasavvurlarını kurduğu, umutlarını büyüttüğü, ilk şiir denemelerini karaladığı dut ağacı da yenicek kesilmiş. Eller, şairlerinin mürekkep lekesini muhafaza ededursun&#8230; Biz, çağının en büyük şairlerinden birinin doğduğu evi bile koruyamıyoruz. Şükür ki, Diyarbakır&#8217;da ve Ergani&#8217;de birer okula ve bir caddeye Sezai Karakoç adı verilmiş. Bu toplantı vesilesiyle Karakoç&#8217;un babası Yasin Efendi&#8217;ye dair birkaç hatıra dinledim. Esnaflık yapan Yasin Efendi, 1950&#8242;lerin başında Hürriyet gazetesinde haftada bir yayımlanan Yahya Kemal şiirlerini torunu İlkay&#8217;a okutur, dikkatle dinler ve iki üç dinleyişten sonra, ilerlemiş yaşına rağmen hemen ezberlermiş. Bu kadar berrak bir hafıza. Hemşehrisi Sezai Karakoç&#8217;u &#8220;mahzun, mahcup, müeddep, mütevazı; müdekkik, mütefekkir; çağına tanıklık ve rehberlik eden Müslüman bir fikir adamı&#8221; olarak tanımlayan Prof. Dr. Suat Yıldırım anlattı. 1960 ihtilalinden hemen sonra, Ergani&#8217;de bir toplantı bir çeşit açık hava mitingi tertip edilmiş. Kasabalılar ilgi göstermemiş söz konusu toplantıya. O sırada okunan ezanla birlik evlerden, bahçelerden, kahvelerden namaz için camiye doğru hatırı sayılır bir insan akını olmuş. Bu manzarayı gören Yasin Efendi heyecanla elini masaya vurarak &#8220;işte gerçek ihtilal budur&#8221; deyivermiş gür bir sesle. Toplumsal kaygıları olan bir kasaba aydını.</p>
<p> </p>
<p><strong>* * * </strong>Bu güzel başlangıçtan sonra, Erganililerden şu beklenir artık. İlçede Sezai Karakoç adına bir dernek, vakıf her neyse bir sivil toplum örgütü kurulmalı ve bu büyük şair, düşünce adamı, her yıl doğduğu ay olan gülân (mayıs) ayında yâd edilmeli, eserleri, düşünceleri, şiirleri bilhassa gençlere duyurulmalı, anlatılmalıdır. Ergani&#8217;den yükselen bu ses, dalga dalga bütün memleket sathını tutacaktır bir gün.</p>
<p><em>kaynak: yenisafak.com.tr</em></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/dirilisyazilari.wordpress.com/262/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/dirilisyazilari.wordpress.com/262/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/dirilisyazilari.wordpress.com/262/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/dirilisyazilari.wordpress.com/262/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/dirilisyazilari.wordpress.com/262/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/dirilisyazilari.wordpress.com/262/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/dirilisyazilari.wordpress.com/262/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/dirilisyazilari.wordpress.com/262/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/dirilisyazilari.wordpress.com/262/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/dirilisyazilari.wordpress.com/262/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/dirilisyazilari.wordpress.com/262/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/dirilisyazilari.wordpress.com/262/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=262&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/06/30/sairi-dogdugu-yerde-duymak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44b1f7eeb4d6ed70b5c27f2ff313f33d?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">tahabasar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://dirilisyazilari.files.wordpress.com/2008/06/turank.jpg?w=300" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Şiir kartalı -Sezai Karakoç Sempozyumu’nun ardından-</title>
		<link>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/06/30/siir-kartali-sezai-karakoc-sempozyumu%e2%80%99nun-ardindan/</link>
		<comments>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/06/30/siir-kartali-sezai-karakoc-sempozyumu%e2%80%99nun-ardindan/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2008 21:30:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tahabasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dirilisyazilari.wordpress.com/?p=259</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Ömer Erdem
Ergani Ovası’nı kuşbakışı gören Zülküfül Makamı’nın hemen yanındayım. Her biri arkaik birer insan izlenimi uyandıran kayalıkların üstünden vadinin sonsuzluğuna bakıyorum.
Renkler, sarı, yeşil, soluk mavi, rüzgar uçuğu kahverengisi ve yalnızlık çalımı koyu gri. Şiir, şairin şiiri, hatıraları, bazen bir fısıltı, bazen bir ceylan gülümseyişi, bazen bir aslan kükreyişi, bazen bir göl suskunluğu bazen bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=259&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Yazar: Ömer Erdem</strong></p>
<p><a href="http://dirilisyazilari.files.wordpress.com/2008/06/erbey.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-260" src="http://dirilisyazilari.files.wordpress.com/2008/06/erbey.jpg?w=110&#038;h=130" alt="" width="110" height="130" /></a>Ergani Ovası’nı kuşbakışı gören Zülküfül Makamı’nın hemen yanındayım. Her biri arkaik birer insan izlenimi uyandıran kayalıkların üstünden vadinin sonsuzluğuna bakıyorum.</p>
<p>Renkler, sarı, yeşil, soluk mavi, rüzgar uçuğu kahverengisi ve yalnızlık çalımı koyu gri. Şiir, şairin şiiri, hatıraları, bazen bir fısıltı, bazen bir ceylan gülümseyişi, bazen bir aslan kükreyişi, bazen bir göl suskunluğu bazen bir rüzgar çarpışı, bazen uzaktan yaklaşan bir bulut fakat her daim o ve o. Elbette varlık, zaman, mekan, eşya ve bunların arasındakiler tek başlarına yalınlığın büyük sükutu içindedirler. Onlardaki, canlı akışı, ulu sesi, şair bize armağan etmektedir. İşte şurada, yüzlerce yıldır sessizce yatan ama insanoğluna bilmediği bir lisanla konuşan yatır da, şu yıkılmış, köhnemiş viraneleşmiş yapılar da, şu yaralı ağaçlar, şu uçsuz bucaksız dağlar da aynı kaderin hükmü altındadır ve dil, o dilin sahibi şair kalkıp gelmedikçe ebediyen yalnızlaşacaktırlar… İnsan da, eski ve yeni şehir de… İdeal ve inanç da…</p>
<p>Bunları düşünür ve ovanın ortasında kara gri bir kıpırdanışla yaşayan şehre bakarken kartallar geçiyor aklımdan. Kartallar, nesilleri bozulmasın diye, yumurtalarından sadece birini saklarlar ve geri kalanını kayalıklardan aşağıya bırakırlarmış. Acaba diyorum içimden, kayalıklardan yumurtasını yuvarlayan bir kartal gözü, bir kartal aklı kim bilir hangi büyük trajediyi de taşıyordur kanatlarında. Ve, Sezai Karakoç zihninin yoğrulup oluşmasında bu çetin ve yalçın kayalıkların etkisi olmuş mudur? Ki, onun satır aralarında, hayatında, şiir dokularında bu izleri bulmak hiç de zor değildir.</p>
<p><strong>Yeniden Ergani’de</strong></p>
<p>Sabah erken saatte, Can Bahadır Yüce ve Ali Çolak ile birlikte, İstanbul’dan uçağa binerken hafif bir ürperme vardı içimde. Bir bulanık, bir düz ışık, bir gökkuşağı, bir kaplumbağa ıslığı. Yaklaşık on yıl önce ve kısa süreliğine uğramıştım Ergani’ye. Ama gördüğüm şehir, Sezai Karakoç’un anılarında anlattığı, zaman zaman özel konuşmalarında çizgilerini aktardığı, şiirlerine yansıttığı kadar geniş ve alımlı değildi. Yaşlı bir kadının yitik yoksulluğunu hatırlatıyordu. Türkiye’ye musallat olmuş çaresiz karmaşa ve yıkılmışlık, sokaklarına ve insanların yüzlerine yansımıştı. Bana en çok dokunan, Ergani tren istasyonu olmuştu. Orada bir çocuk hayal etmiştim, ergenliğini çocukluğunda yaşamış bir çocuk. Çıkacağı ve belki de bir daha geri dönmeyeceği yolculuğun bilgisiyle alın çizgileri derinleşmiş, yüzünde şarkın bütün yükü… Kaşları yukarıda. Ellerine bakmakta. Ve ellerinin bir hayli bilgili olduğunu kavramakta.</p>
<p>Diyarbakır Havaalanı’nda Kemal Varol karşıladı bizi. Tanpınar’ın idealize ettiği bilgili öğretmen, öğrencilerin gözünde edebiyatı hayatın bütün gözeneklerine yayıyor. Uzun yıllardır taşrada böylesine heyecanlı ve aşkla dolu bir öğretmen görmemiştim. Ve düzenlenen sempozyumda onun büyük emeği var. Bunu daha yakından yaşadık ve gördük. Ergani Kaymakamı Enver Ünlü ise başka bir kanadı olmuş sempozyumun, bu çok önemli girişimi sahiplenerek, yönlendirerek.</p>
<p>Sempozyumun genel havasından ve yapılan konuşmalardan bahsetmeyeceğim. Ergani’nin tam ortasına asılan bez afiş daha çarpıcı geldi bana kimi konuşmalardan. Bir yerden kök verip baş uzatmış, hiç oradan gitmemiş ama köşeden olup biteni bütün kalbiyle yaşamış bir vicdanın, bir aidiyetin en mütevazı şekilde meydana çıkışı; meydan ortaya çıktığında.</p>
<p>Ve biz bir yolunu bulup, gölgeliklerinde hayat aradık şiirden ve düşünce köklerinden parça parça mırıldanmalarla. Gül kokladık Gül Muştusu’ndan izler içinde. İnsanlarıyla söyleştik. Sorular sorduk, gönendik onların cümlelerine sığınmış insanlık kozalarından çıkmaya hazırlanan kelebeklerle. Zülküfül Dağı’na tırmanırken, dönüp arkamıza bakarken, yanımızı yöremizi yoklarken, Ruhun Dirilişi’nden, Tahanın Kitabı’ndan hep birlikte o büyük eserin çemberinde hissettik kendimizi. Biraz baba gölgesi, biraz anne şefkati biraz Hızır silueti&#8230;</p>
<p>Bizim yaşadığımız zaman, çarpışmayan ve birbirine kardeşçe ayna olan bir zamandı. Köylerine dönen öğrencileri sevgi ve heyecanla yoldan alırken, kendimizi bu yüzden bulmuştuk. Ama biliyorduk, görünenin altında derin ve kabuk bağlamış bir fay çizgisi de tek gözü açık uyukluyordu. Ve biz ona bunu bildiğimizi en nazik cümlelerle ifade ettik.</p>
<p><strong>Saygın hatırası, gül yaprağı gibi</strong></p>
<p>Sezai Karakoç vaktiyle bir yazısında Necip Fazıl Kısakürek için ‘göklerin çektiği kartal’ demişti. Ve burada, Diyarbakır’da, Ergani’de Sezai Karakoç toprağını, coğrafyasını bekleyen ve onu kollayan bir kartal. Yatılı bölge okulunun yüksek tavanı altında, Sezai Karakoç’un eser gücü yanında saygın hatırası, bir gül yaprağı gibi konuşuyordu herkesin yüzünde. Sezai Karakoç fiilen orada değildi, ama içeride ve dışarıda hiçbir şey ondan koparılamamıştı. Ne gök çizgisinde, ne dut gölgesinde, ne kuş uçuşunda, ne esmerlikte, ne susuz sarnıçta, ne yatır basamağında, ne iğdelerin gümüşlenişinde…</p>
<p><em>Kaynak: zaman.com.tr</em></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/dirilisyazilari.wordpress.com/259/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/dirilisyazilari.wordpress.com/259/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/dirilisyazilari.wordpress.com/259/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/dirilisyazilari.wordpress.com/259/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/dirilisyazilari.wordpress.com/259/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/dirilisyazilari.wordpress.com/259/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/dirilisyazilari.wordpress.com/259/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/dirilisyazilari.wordpress.com/259/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/dirilisyazilari.wordpress.com/259/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/dirilisyazilari.wordpress.com/259/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/dirilisyazilari.wordpress.com/259/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/dirilisyazilari.wordpress.com/259/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=dirilisyazilari.wordpress.com&blog=646282&post=259&subd=dirilisyazilari&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dirilisyazilari.wordpress.com/2008/06/30/siir-kartali-sezai-karakoc-sempozyumu%e2%80%99nun-ardindan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44b1f7eeb4d6ed70b5c27f2ff313f33d?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">tahabasar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://dirilisyazilari.files.wordpress.com/2008/06/erbey.jpg?w=110" medium="image" />
	</item>
	</channel>
</rss>